


Başörtüsü Tüm Kadınlara Farz mıdır?
Soru: Örtünmek koşulsuz şartsız herkese farz mıdır? Farz olduğunu biliyoruz; fakat bir kadının örtünmesi sosyal hayatını ve diğer ibadetlerini ciddi şekilde zora sokuyorsa yine de mutlaka örtünmeli midir? Çünkü tesettür bazı fıtratlara çok ağır gelebiliyor. Bu konuda ne tavsiye edersiniz?
Cevap: Örtünme meselesinde ölçü duyguların iniş çıkışları veya çevrenin tepkisi değil, dinin bu konuda ne dediğidir. Bizim için dinin kaynağı Kur’an ve sahih sünnettir. Bu çerçevede kadın tesettürü farz kabul edilir ve saçı ile boynu kapatan başörtüsü de bu kapsamın içindedir.(1)
Bununla beraber bu hükmü “1–0” şeklinde ele almak da doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü dinî hükümler esasen bir şekli dayatmak için değil, bir maksadı gerçekleştirmek için vardır. Tesettürün maksadı da özü itibarıyla iffet ve hayâ disiplinidir; kişinin cinselliğe çağıran, dikkat çeken, karşı cinsi tahrik eden yönlerini nikâhlı eşi haricindeki insanlara kapatmasıdır. Bu açıdan bakınca sadece başı örtmekle yetinip diğer taraftan beden hatlarını öne çıkaran veya dikkat çekiciliği artıran bir tarzı tesettür diye sunmak, hükmün maksadıyla çelişebilir. Bunu kimseyi kınamak veya kıyafetine karışmak için söylemiyoruz, sadece “Tesettür, parça parça bir formalite değil bütüncül bir edep çizgisidir.” demek istiyoruz.
Öte yandan İslam kadın-erkek ilişkisini bütünüyle yasaklamaz. Doktorluk, öğretmenlik, alışveriş, çalışma hayatı gibi alanlarda iletişim ve ilişki caizdir. Mesele bu iletişimin cinsel/duygusal çağrışımları besleyen bir zemine kaymamasıdır. Tesettür de tam olarak bu sınırları destekleyen bir koruma işlevi görür.
Aynı mantıkla şunu da söylemek gerekir: Saçı açık olmakla beraber giyimi dikkat çekici olmayan, bedenin cinsellik çağrışımı güçlü bölgelerini sergilemeyen, koku ve tavrıyla karşı cinsi kışkırtan bir dil kurmayan, flörtü çağrıştıran bir üsluba girmeyen bir kadın, tesettürün maksadını önemli ölçüde koruyor demektir. Yani bir kadın “Saçı açık olduğu için her şey boşa gitti.” gibi bir sonuca varılamaz. Başörtüsü farzdır, bu noktada şüphe yoktur. Fakat pratikte dinî hayat ya hep ya hiç şeklinde işlemiyor: Tesettürü bütünüyle yaşayan biri ideale daha yakındır; saçı açık olsa bile diğer alanlarda iffet ve sadeliği ciddi biçimde koruyan biri de sıfıra düşmez.(2) Eksiklik eksikliktir ama yapılan doğru da değersiz değildir.
Somutlaştırma adına şöyle bir benzetme yapılabilir: Tesettür ve iffet konusunu tek soruluk değil, çok sorulu bir sınava benzetebiliriz. Başörtüsü bu sınavın katsayısı yüksek, en kritik ve zorunlu sorularından biridir. Tesettürün hem şekil hem de mana şartlarına tam uyan bir hanımefendi, sınav kağıdındaki tüm soruları doğru cevaplayıp 100 tam puana talip olmuş demektir. Ancak başörtüsü takmadığı hâlde tavırlarına, konuşmasına ve iffetine dikkat eden bir hanım; o kritik soruyu yapamamış olsa da sınavdaki diğer soruları doğru cevaplamış sayılır.
Allah’ın rahmet ve adalet terazisinde bir soruyu yapamayana sıfır verilmez; o kişinin yaptığı diğer doğruların karşılığı da zayi edilmez. Böyle birinin puanı elbette 100 değildir ama sınav kağıdı da bembeyaz ve boş değildir.
Zaten din çok geniş bir alandır. Bir hükmü yaşamakta zorlanıyor olmak —sebebi ne olursa olsun— “O hâlde dinden vazgeçeyim.” gibi saçma bir kapıya çıkmamalıdır. Farz farzdır ve bir farzın yerine getirilmemesi küçümsenmemesi gereken bir günahtır. Bununla birlikte kulluğun tablosu tek bir maddeden ibaret değildir. Diyelim ki bir insan bazı zaaflarının esiri ve ciddi günahları var. Buna rağmen namaz kılıyor, oruç tutuyor, sadaka veriyor, dua ediyor, insanlara yumuşak davranıyor… Bunların sevabını alır. Üstelik bu salih ameller zamanla o günahları törpüler, belki tamamen siler. Kur’an’ın açık bir ilkesi var: “Hasenat seyyiatı (iyilikler kötülükleri) giderir.”(3) Bu yüzden birini Allah’a yaklaştıran kapıları “Şurada eksiksin.” diyerek kapatmak dinin ruhuna uymaz. Üstelik kendimize bakacak olursak, hangimizin eksiği yoktur ki? Eksiklerimiz yüzünden Allah’a yaklaşacağımız kapılar suratımıza kapanacak olsa, hangimiz Rahman’ın huzuruna çıkabilecek bir yol bulabilirdik?
Allah hepimizin Rabbidir. İnsan vazgeçmedikçe Allah kulundan vazgeçmez. Kul Allah’ı terk etmedikçe Allah da onu terk etmez; kişinin kişisel günahları ne kadar çok olursa olsun...(4) Elbette kul hakkı ayrı bir başlıktır ve ayrı ele alınmalıdır.
Allah’a ve ahiret gününe inanan bizler için mesele “Mükemmel olamadım, o zaman hiçbir şey yapmayayım.” tavrıyla hareket etmek değildir. Bize düşen “Düşsem de kalkacağım, eksik de olsam yola devam edeceğim.” tavrını kaybetmemektir.
Dipnotlar
1. Kur’an-ı Kerim’de tesettür emri açıkça iki surede yer almaktadır. Nur Suresi 31. ayette geçen “hımar” (başörtüsü) kelimesi, başı ve yakayı örten örtü manasındadır. Ahzab Suresi 59. ayette ise “cilbab” (dış örtü) emredilmiştir. İslam alimleri,14 asır boyunca bu ayetlerin delaletiyle başörtüsünün farz olduğu konusunda icma (görüş birliği) etmişlerdir.
2. İslam fıkıh usulünde bu konuda önemli bir kaide vardır: "Mâ lâ yudraku kulluhû, lâ yutraku kulluhû" (Bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa, tamamı da terk edilmez). Yani bir kişi ideal olanı yapamıyorsa yapabildiği kadarıyla yetinmeli, "Madem tam yapamıyorum o zaman hiç yapmayayım" hatasına düşmemelidir.
3. Hud Suresi, 114. Ayet: "...Şüphesiz ki iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, düşünenler için bir öğüttür." Ayrıca Ankebut Suresi 7. ayette de iman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerinin örtüleceği müjdelenmiştir.
4. Zümer Suresi, 53. Ayet: "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan (günah işleyen) kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
