


Hakikati Perdeleyen Sorular
Soru: “Kur’an mahluk mudur?” konusuna verdiğiniz yanıtta, bu sorunun kendi içinde mantık hatası taşıdığını ifade ediyorsunuz. Bu tarz sorular hakkında daha detaylı bilgi verir misiniz? Bu sorular ne gibi niyetlerle sorulabilirler?
Cevap: Düşünce ve tartışma zemininde her soru, hakikati arama niyetini taşımaz. Bazı sorular hatalı varsayımlar üzerine inşa edilerek karşı tarafı peşinen mahkûm etmeyi veya bir yanılgı zeminine hapsetmeyi amaçlayan entelektüel tuzaklardır.(1) Bu tür tuzak sorular karşısında en bilgece tavır cevap vermeye çalışmak değil, sorunun kendisindeki yanlışı ortaya koymak veya ondan yüz çevirmektir. Zira bu sorulara verilecek her cevap, sorunun gizlediği hatalı varsayımı kabul etmek anlamına gelir.
Bu mantığı anlamak için bir örnek verelim. "Sen hâlâ kumar oynamaya devam ediyor musun?" sorusu bir tuzak sorudur (loaded question).(2)
• "Evet" cevabı, geçmişte de kumar oynadığınızı ve hâlâ devam ettiğinizi kabul etmektir.
• "Hayır" cevabı, artık kumar oynamadığınızı fakat geçmişte oynadığınızı kabul etmektir. Her iki durumda da sorunun içerdiği asılsız varsayımı (kumar oynadığını) peşinen onaylamış olursunuz. Hiç kumar oynamamış bir kişi için doğru tavır "Ben hiç kumar oynamadım ki." diyerek sorunun temelini reddetmektir.
Bu tarz sorular teolojik ve felsefi tartışmalarda da gündeme gelebilmektedir. Bu yaklaşım tarihteki derin teolojik tartışmalara da ışık tutmaktadır.
• "Kur'an mahluk mudur, değil midir?" sorusu (bilinçli olsa da olmasa da) bir tuzaktı.(3) Çünkü her iki cevap da tarafları Allah'ın kelamı hakkında eksik bir anlayışa sürüklüyordu. Sorunun kendisi ilahi bir sıfatı, yaratılmışlara özgü bir "var/yok" veya "yaratılmış/yaratılmamış" ikilemine hapsetmeye çalışıyordu. Bu tuzağa düşen hangi cevabı verirse versin eksik bir zeminde kalacaktı.
• "Allah Teâlâ önceden belirlemiş mi?" sorusu da benzer bir mantık hatası içerir. Bu soru insana ait olan zaman kavramını (önce/sonra) zamanın yaratıcısı olan Allah'a atfederek işe başlıyor.(4) Bu hatalı varsayımı kabul edip bir cevap verdiğinizde, meseleyi bir daha toparlamak imkansız hâle gelir. Çünkü tartışma en başından yanlış bir zemine oturtulmuş olur.
Nihayetinde her soruya cevap yetiştirme telaşı içinde olmak zorunda değiliz. Hangi soruların hakikati arama niyetinden uzak bir tuzak olduğunu fark edip onlardan yüz çevirmek veya bizzat soruların içindeki mantık hatalarını ortaya koymak önemlidir. Günümüzde dini konularla ilgili sorulan soruların azımsanamayacak bir kısmında mantık hatalarının olduğunu görebiliriz. Bu mantık hataları kimi zaman soruyu soran kişi tarafından fark edilmez. Kimi zamansa soru sahipleri cerbeze(5) yoluyla iman sahibi kimselerin imanlarını şüpheye düşürmek isterler.
Bu yüzden bazen en doğru cevap, sorunun kurduğu zemini reddedip tartışmayı hakikatin zeminine geri taşımaktır. Bu bağlamda alimin mirası sadece kazandığı mücadelelerle değil düşmanın şartlarıyla savaşmayı reddettiği anlarla da şekillenir. Alimin sükûtu kimi zaman pasif bir eylemsizlik değil, hakikati perdeleyen kelimelerin tuzağına karşı sergilenen aktif ve ilkeli bir duruştur.
Dipnotlar
1-) Mantık ilminde bu durum "Çoklu Soru Safsatası" (Fallacy of Plurium Interrogationum) olarak adlandırılır. Soruyu soran kişi, henüz kanıtlanmamış veya kabul edilmemiş bir önermeyi (gizli varsayım) tartışmasız bir gerçekmiş gibi sorunun içine gizler.
2-) Bu klasik örnek, hukuk ve retorik eğitimlerinde "Müsadere ale'l-matlub" (istenen şeyi delil olarak kullanma) hatasına yakın bir örnek olarak sıkça verilir. Amaç bilgi almak değil, muhatabı suçlu olduğu bir pozisyona düşürmektir.
3-) İslam tarihinde "Mihne Süreci" olarak bilinen bu dönemde; Mutezile mezhebi, devlet gücünü arkasına alarak Ehl-i Sünnet alimlerini bu soruyla imtihan etmiştir.
4-) Allah zamana tabi değildir, bilakis zamanı yaratan O'dur. Bizim için önce ve sonra olan olaylar, zamandan münezzeh olan Allah için bir "an-ı daim" hükmündedir. Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için bkz: https://kurantime.com/allah-in-her-seyi-onceden-bilmesi
5-) Cerbeze; hakkı batıl, batılı hak gösterecek şekilde söz söyleme hüneri ve demagoji demektir. Bir nevi zeka oyunlarıyla hakikati ters yüz etme sanatıdır.
