6 dk.
25 Mart 2026
Hz. Halid, Malik bin Nüveyre'nin Karısıyla Evlenmiş miydi? | 2. Kısım-gorsel
Youtube Banner

Hz. Halid, Malik bin Nüveyre'nin Karısıyla Evlenmiş miydi? | 2. Kısım

Hz. Halid’in, Malik’in Karısıyla Evlendiği İddiası

 

Bu meselede Malik’in öldürülmesi olayını ayrı, Hz. Halid’in, Malik’in karısıyla evlenmesi iddiasını ayrı ele almak gerekir. Çünkü bazı insanlar Hz. Halid’in, Malik’in karısını ele geçirmek için Malik’i öldürdüğünü iddia etmektedir. Şimdi bu iddiayı analiz edelim:

 

Hz. Halid’in, Malik’i karısını ele geçirmek için haksız yere öldürdüğü şeklinde ağır bir iddiayı sunanların güvenilir kanıtlar sunması gerekir. Ancak bu konuda bazı tarihçilerin sunabildikleri tek şey bazı parçalı ve kopuk ifadelerden ibarettir.

 

Malik bin Nüveyre olayıyla ilgili İslam tarihi kaynaklarında yapılan metin incelemesi sonucunda bu rivayetlerin iki kısma ayrıldığını görürüz:

  1. Malik’in karısından hiçbir şekilde söz etmeyen rivayetler,
  2. Malik'in karısının da adının geçtiği rivayetler.

 

Bu rivayetler ilgili kaynaklarda maalesef cerh ve ta’dil gibi sorgulama kriterlerine tabi tutularak anlatılmamıştır. Bazı tarihçiler bu sorgulamayı kısmî olarak yapmış olsalar da rivayetlerin yeterli bir eleştiri süzgecinden geçirilmediğini söyleyebiliriz.

 

Şimdi bu sorgulama kriterlerini ilgili kaynaklardaki rivayetlere tek tek uygulayalım:

 

Öncelikle Taberi’nin tarihi ve İbn Hacer’in İsabe isimli eseri gibi kaynaklarda Malik’in karısı hakkındaki rivayetlere bakalım. Taberi’nin tarihinde olay şu şekilde geçer: "Halid, Minhal'in kızı Ümmü Temim (Malik’in karısı) ile evlendi ve iddet (bekleme) süresi bitene kadar onu yalnız bıraktı."[1]

 

Taberi de ilgili rivayetlerin zinciri şu şekildedir:

Taberi ➔ Sari bin Yahya ➔ Şuayb bin İbrahim ➔ Seyf bin Ömer ➔ Sehl bin Yusuf ➔ Kasım bin Muhammed ve Amr bin Şuayb…

 

Bu isnad zinciri çeşitli açılardan sorunludur. Öncelikle zincirde yer alan isimlerden Seyf bin Ömer, rical eleştirmenleri arasında güvenilmezliği konusunda fikir birliği bulunan bir isimdir. İbn Hibban, Seyf için "Güvenilir ravilerden uydurma nakiller rivayet ediyor."[2] der ve ayrıca onun mukaddesata karşı saygısız biri olduğundan şüphelenildiğini de ekler.

 

Bu noktada Şii yazarların bir çelişkisi de ortaya çıkmaktadır. Şiiler Seyf bin Ömer’in Abdullah ibn Sebe hakkındaki rivayetlerini güvenilmez bulurlar. Ancak aynı Seyf’in sahabe hakkındaki kötüleyici rivayetlerine sebep belirtmeksizin güvenirler.

 

Bu isnad zincirindeki bir başka problem de Seyf’ten rivayet alan Şuayb bin İbrahim ile ilgilidir. İbn Hacer el-İsabe eserinde Şuayb bin İbrahim’in neredeyse hiç tanınmayan, bilinmeyen birisi olduğunu, aktardığı rivayetlerinde ise Selef’e (ilk dönem Müslümanlarına) karşı bir önyargı bulunduğunu belirtir.[3] Yine Sehl bin Yusuf ismi de kaynaklarda yer almayan bir isimdir ve ne hadisçiler ne de tarihçiler tarafından böyle birisi tanınmamaktadır.[4]

 

Hikâyeyi anlattığı iddia edilen isimler Kasım bin Muhammed ve Amr bin Şuayb’dır. Ancak bu isimler de Malik bin Nüveyre olayının yaşadığı dönemde henüz doğmamışlardır. Dolayısıyla böyle bir olayı gözleriyle görmüş gibi anlatmaları mümkün değildir.

 

Dolayısıyla Seyf bin Ömer ve Şuayb bin İbrahim gibi güvenilmez isimlerin bulunduğu, Sehl bin Yusuf gibi hiç tanınmayan bir ismin yer aldığı bir rivayet zincirini Hz. Halid’i (ra) karalamak için kabul etmek ilmî açıdan tutarsız ve geçersizdir. Rivayetin kök anlatıcıları olduğu iddia edilen Kasım ve Amr’ın da olayın gerçekleştiği zamanda henüz doğmadıkları düşünülünce Taberi’deki rivayetin sahih olmadığı anlaşılacaktır.

 

Eğer bu rivayet bir hadis rivayeti olsaydı hadis alimleri bu rivayet için ya şiddetli zayıf veya uydurma diyeceklerdi.

 

Yine Taberi’nin Tarihindeki bir başka rivayet şu şekildedir: Hz. Halid (ra), Hz. Ebu Bekir (ra) tarafından sorgulanırken Hz. Ömer (ra) Hz. Halid’e şöyle der: "Ey Allah’ın düşmanı! Bir Müslümanı öldürdün ve sonra da karısını aldın. Allah’a yemin ederim ki seni recmedeceğim!"[5]

 

Bu rivayetin de Taberi’ye kadar ulaşan isnad zinciri şe şekildedir:

Taberi ➔ (Muhammed) İbn Humeyd (el Razi) ➔ Seleme (ibn el Fadl el Razi) ➔ Muhammed bin İshak ➔ Talha bin Abdullah bin Abdurrahman ibn Ebu Bekir

 

Bu isnad zinciri de çeşitli açılardan kusurlu ve güvenilmezdir. Bunun nedenlerinden birisi ünlü İslam tarihçisi İbn İshak’ın tedlis yapmasıdır. Tedlis, bir ravinin görüşmediği veya görüştüğü halde kendisinden hadis/haber işitmediği hocasından işittiği zannını uyandıracak biçimde rivayette bulunması demektir. Bu da genellikle ravinin doğrudan kaynağının adını kasten atlayıp bilgiyi rivayet zincirinde daha yukarıda bulunan bir kaynağa atfetmesiyle olur. İbn Hibban, İbn İshak hakkında şöyle der: "İbn İshak’ın sorunu, güvenilmez ravilerin isimlerini atlaması ve bunun sonucunda rivayetlerine güvenilmez materyallerin sızmasıdır. Ancak, kaynağı olarak belirttiği kişiden gerçekten duyduğunu açıkça söylemişse o rivayeti sahihtir."[6] İbn İshak’ın bu olayı Talha bin Abdurrahman ibn Ebu Bekir’den nasıl rivayet ettiğine baktığımızda da bilgiyi ondan doğrudan doğruya duyduğunu açıkça belirtmediğini görüyoruz. Bu durumda İbn İshak’ın tedlis yaptığını görebiliriz. Dolayısıyla bu isnad zincirinde İbn İshak’ın zinciri güvenilmez hale getirdiğini söyleyebiliriz.

 

Ayrıca Muhammed ibn Humeyd el-Razi’nin hadis alimlerinden ağır eleştiriler alan bir isim olduğu bilinmektedir. Bazı hadis alimleri onu açıkça yalancı olarak niteler.

 

Rivayetin son kaynağı olan Hz. Ebu Bekir’in torunu Talha bin Abdullah ise bu olay sırasında henüz doğmamıştır. Şimdi düşünelim: Bu olayın Hz. Ebu Bekir zamanında gerçekleştiği bilinmektedir. Ancak bize bu olayı anlatan kişi Hz. Ebu Bekir’in torunu (ondan üç kuşak sonra doğan) bir isimdir. Dolayısıyla bu rivayet de boşluklar ve kopukluklarla dolu bir rivayettir.

 

Malik bin Nüveyre olayı İbn Kesir ve İbnü’l Esir gibi İslam alimlerinin eserlerinde de nakledilmiştir. Ancak bu zatların rivayetleri orijinal veya özgün rivayetler değildir ve tamamen Taberi’den alıntıdır. Dolayısıyla bu isimlerin rivayetlerini ayrı bir rivayet gibi ele almak anlamsız olacaktır. Zaten Taberi de kendi eserindeki bütün nakillerin doğru olduğunu hiçbir zaman iddia etmemiş, kitabında doğru ve yanlış bilgilerin bir arada verildiğini açıkça belirtmiştir.

 

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Malik bin Nüveyre’nin karısından bahseden rivayetler güvenilmez ve kopuk rivayet zincirleriyle aktarılmıştır.

 

Günümüz Müslümanları olarak yapmamız gereken İslam tarihini artık vakit kaybetmeden tarih ilminin gerektirdiği akla ve mantığa uygun bir yöntemle yeniden ele alıp değerlendirmektir. Bu sadece akademisyenlere veya ismen büyük tarihçilere havale edilecek bir görev değildir. Basit bazı meselelere vakıf olmak suretiyle kendi araştırmalarımızı yapabilmeli ve en azından Allah Resulü’ne ve sahabesine karşı verilen yanlış bilgilerle imaj dünyamızın kirlenmesine engel olabilmeliyiz.

 

Dipnotlar: 
 
[1] Taberi, Tarih, c. 2, s. 273 
[2] Al Mizzi'den naklen, Tezhib el Kemal, c. 12, s. 326 
[3] İbn Hacer, Lisan el Mizan, c. 3, s. 176 
[4] İbn Hacer, Lisan el Mizan, c. 3, s. 146 
[5] Taberi, Tarih, c. 2, s. 274 
[6] Tahdhib al Kamal, 24 s. 428