5 dk.
07 Şubat 2026
Hz. İbrahim (as) Hangi Oğlunu Kurban Edecekti?-gorsel
Youtube Banner

Hz. İbrahim (as) Hangi Oğlunu Kurban Edecekti?

Soru: Şâffât sûresinde(1) Hz. İbrahim’in (a.s) oğlunu kurban etmesi hadisesi anlatılıyor ama isim verilmiyor. Judeo–Christian ekol bunu İshak (a.s) diye yorumluyormuş; bizde ise yaygın kanaat İsmail (a.s). Eğer bu konuda biz yanlışsak, bu bizim inancımıza nasıl bir etki yapar? İslâm’da bu bilgi üzerine bina edilmiş bir yapı var mı?

 

Cevap: Kur’ân ve sünnet, Hz. İbrahim’in (a.s) hangi oğlunu kurban ettiğini (daha doğrusu etmeye niyetlendiğini) sarahaten söylemez.

 

 Hadis ilmi açısından bakıldığında da ismi kesinleştirecek sahih ve sarîh bir Peygamber sözü (merfû nass) bulunmamaktadır. Nitekim halk arasında en meşhur olan “Ben iki kurbanlığın oğluyum.” (Hz. İsmail ve Hz. Abdullah) rivayeti, hadis otoritelerince senet bakımından oldukça zayıf, hatta bazılarınca asılsız bulunmuştur. Öte yandan, şeytan taşlama hadisesini anlatırken İshak (a.s) ismini zikreden veya İbn Abbas ve Ebû Hüreyre kanalıyla gelen rivayetler mevcutsa da; bunlar ya ravilerin hafıza karışıklığı (ihtilât) şüphesi taşımakta ya da isnad zincirindeki teknik kusurlar nedeniyle tek başına hüküm kurduracak delil vasfını taşımamaktadır. İbn Mes‘ûd gibi bazı sahabelerden gelen ve İshak’ı (as) işaret eden görüşler ise Peygamberimiz'in beyanı değil, şahsi kanaatleri (mevkûf haber) olarak değerlendirilir. 

 

Yahudi kaynakları ise bunu İshak (a.s) olarak zikreder. Müslüman ulemânın çoğunluğu İsmail (a.s) görüşünü tercih etmiş olsa da, İbn Arabî gibi İshak (a.s) fikrinde olanlar; Mevlânâ gibi farklı eserlerinde farklı isim kullandığı görülenler de vardır. Bu mesele, herhangi bir itikadî ya da amelî konuda belirleyici bir unsur olarak kullanılmadığı için, bu iki ihtimali de düşünmek caizdir. 

 

Biz hikmet cihetinden meseleye yaklaşınca kurban edilmek istenen oğlun Hz. İsmail (a.s) olduğunu düşünüyoruz. Bu anlatacaklarımızın bir yorum olduğu ve kesinliğinin bulunmadığı unutulmamalıdır. Hz. İshak (a.s), babasının yanında onun istediği çizgide büyüdü; yani Hz. İbrahim’in (a.s) has mirasını temsil etti. Hz. İsmail (a.s) ise kendi kaderini yaşaması için Mekke’ye gitmeli ve ayrı bir tohum olmalıydı. Bu da Hz. İbrahim’in (a.s) oğlu ile ilgili hayallerinden, hesaplarından, beklentilerinden vazgeçmesini gerektiriyordu. Çok merhametli olan ve ilk oğlunu da çok seven Hz. İbrahim’in (a.s) bu sevgisinin normale dönmesi ve Hz. İsmail’i gerektiği takdirde gönlünden çıkarabilmesi gerekiyordu ki Hz. İsmail (a.s) gerçek kimliğini bulabilsin, asıl vazifesini yapabilsin ve Efendimiz’i (sas) meyve verecek farklı bir filizin tohumu olabilsin. İşte gerçekleşmeyen kurban emriyle Hz. İbrahim (a.s), Hz. İsmail’den vazgeçebildi ve onu azad etti. O da böylece kendisi olabildi.

 

Dipnotlar


1-) Sâffât Sûresi 37/100-112
2-) Yahudi ve Hristiyan kutsal metinlerinde bu isim İshak olarak geçer.

Referans: Kitab-ı Mukaddes, Eski Ahit, Tekvin (Yaratılış), 22:2. ("Tanrı şöyle dedi: Oğlunu, sevdiğin biricik oğlunu, İshak'ı al, Moriya bölgesine git...")

3-) Arapça meşhur lafzıyla “أنا ابنُ الذبيحَيْن / Ene ibnu’z-zebîhayn” şeklinde nakledilen bu haber, genellikle “iki kurbanlık”tan maksadın Hz. İsmail (a.s) ve Resûlullah’ın (s.a.s.) babası Abdullah olduğu şeklinde yorumlanır. Bazı nakillerde doğrudan merfû lafız olarak, bazı nakillerde ise bir bedevinin “ya ibn ez-zebîhayn” hitabı ve sonrasında yapılan açıklama bağlamında zikredilir.

Referans: Hâkim, el-Müstedrek, 2/604; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/230.

Sıhhat Durumu: Rivayetin lafzı ve senedi hakkında ihtilaf vardır. Zehebî (Telhîsu’l-Müstedrek) isnadına zayıflık kaydı düşer; İbn Kesîr de rivayetin garîb/zayıf olduğunu belirtir. Albânî ise Silsiletü’l-Ehâdîsi’d-Daîfe’de (nr. 331) bu lafzın sabit olmadığına dikkat çeker. 

4-) Bu meselede isim tayini, ağırlıklı olarak sahabe/tâbiîn nakilleri ve tefsir rivayetleri üzerinden tartışılmıştır. Taberî, Sâffât 107. âyetin tefsirinde hem İsmail hem İshak görüşünü destekleyen rivayetleri birlikte sıralar; ayrıca kendi sunumunda İshak ismini öne çıkaran bir çizgi de görülür. İbn Kesîr ise, iki istikametteki nakilleri zikredip rivayet kümelerinin mahiyetini tartışır.

Referans: Taberî, Câmiu’l-Beyân, 21/72–83 (Sâffât 37:107 bağlamı); İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 7/27–29.

Açıklama (İsrâiliyyât Notu): İshak (as) lehine aktarılan bazı rivayetlerin, erken dönem kaynaklarında Ehl-i Kitap menşeli haberlerle (İsrâiliyyât) iç içe zikredildiği; bu sebeple bir kısım âlimin ihtiyat kaydı koyduğu görülür. Bu değerlendirme, rivayetlerin tamamını reddetmek değildir. Kaynağı ve aktarım biçimini temkinle okumak gerektiğine işaret eder.

5-)  Muhyiddin İbn Arabî, Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde kurban edilenin İshak (a.s) olduğu yönündeki görüşü tasavvufi bir teville işler.

Referans: İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem, (İshak Kelimesinde Hakk Hikmeti), Çev. N. Gençosman, MEB Yay., s. 86. (İbn Arabî burada İbrahim'in rüyasını tabir etmeyip zahirine göre hareket etmesini ele alırken İshak ismini kullanır).

6-) Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî'nin eserlerindeki farklılıklar:

Referans: Mesnevî, Cilt 2, Beyit 3824 civarında kurban hadisesini anlatırken Hz. İsmail ismini kullanır. Ancak Fîhi Mâ Fîh eserinde veya bazı gazellerindeki sembolik anlatımlarda farklı nüanslar görülebilir. Genelde Mevlana, "kurban" metaforunu kullanırken isme takılmaktan ziyade "nefsin kurban edilmesi" manasına odaklanır.