


Kâinat Tesadüfen Mi Var Oldu? Piyango İtirazına Felsefi Bir Cevap
Soru: Müslüman olarak kainatın insan yaşamına ve varoluşuna özel olarak, muazzam bir uygunlukla yaratıldığına inanıyorum. Ancak inançsızlardan sıkça şöyle bir itiraz duyuyorum: "Kainatın bize uygun olması sadece devasa bir piyangoda büyük ikramiyenin birine çıkmasına benzer. Evrenin insan ve canlılık için uygunluğu da evet çok düşük bir ihtimal fakat piyangonun bir kişiye çıkma ihitmali de çok düşüktür fakat bu gerçekleşir." Açıkçası bu itiraz bazen zihnimi kurcalıyor. Bu piyango itirazının bir haklılık payı var mıdır?
Cevap: İlk bakışta mantıklı gibi görünen bu popüler benzetme, aslında varoluşun gizemini açıklamaktan ziyade onun üstünü örten, oldukça eksik ve yanıltıcı bir yaklaşımdır. Meseleyi derinlemesine anlamak için öncelikle piyango örneğinin kendisine dikkatle bakalım.
Piyangoda biletlerin basıldığı bir merkezin olduğunu, bir çekiliş düzenlendiğini, kaç bilet basıldığını ve ikramiyenin nasıl dağıtılacağını baştan biliriz. Ortada önceden kurulmuş bir sistem vardır. Bir milyon bilet içinden birinin bize çıkması şaşırtıcı olmayabilir; çünkü sistemin varlığını, kuralların belirlendiğini ve bir çekiliş yapıldığını peşinen kabul ederiz. Sistemin arkasında da sistemi kurgulayan, tasarlayan bir akıl veya akıllar vardır. Oysa kainatın yaratılışı meselesinde asıl açıklanması gereken şey, tam da bu ihtimaller havuzunun ve düzenin kendisidir. "Bu imkan alanı, bu hassas ölçüler ve hayatı mümkün kılan bu muazzam şartlar nereden geliyor?" sorusu ortada durmaktadır. Piyango benzetmesi bu soruyu cevaplamaz; aksine, her piyango onu düzenleyen bir kurumu ve işleyen bir mekanizmayı en başından varsaydığı için bu benzetme asıl soruyu gizlemiş olur.
Bazen rastgele süreçlerden bile zamanla bir düzen çıkabileceğini savunmak için bilgisayar programları örnek gösterilir.(1) Rastgele harfler üreterek anlamlı bir cümle kurmaya çalışan bir program düşünelim. Program harfleri dener; doğru harf doğru yere geldiğinde onu sabit tutar ve böylece hedef cümleye çok daha hızlı ulaşılır. Bu durum evrimsel veya rastgele süreçlerin düzen üretebileceğine delil olarak sunulsa da, burada çok temel bir nokta gözden kaçırılmaktadır: O programı yazan bir irade mevcuttur. Hangi harfin "doğru" olduğunu kontrol eden bir seçici mekanizma kurulmuştur ve ulaşılmak istenen "hedef cümle" en başından belirlenmiştir. Dolayısıyla "rastgele süreç" gibi sunulan bu örnek bile önceden kurulmuş bir düzeni, seçici bir mekanizmayı ve bir hedef ölçütünü içerir. Bu durum bir Yaratıcı'ya ihtiyaç olmadığını değil, aksine düzen kurucu bir aklın zorunluluğunu gösterir.
Tek bir evren yerine çoklu evren(2) (multiverse) veya sonsuz evren ihtimalini öne sürmek de varlık sorununu çözmez; sadece problemin sınırlarını genişletir. Muazzam bir düzenle döşenmiş, içinde kitaplık ve çalışma masası olan bir oda gördüğümüzde, "Bu oda nasıl oluştu?" diye sorarız. Buna verilecek cevap, "Bunun gibi bin tane daha oda var, biri tesadüfen böyle denk geldi." demek olamaz. Böyle bir iddiayı ortaya attığımızda, iddia sahibinin beklentisinin aksine soru daha da büyür: "Peki bu bin odalı devasa yapı nereden geldi?" Bir ev yerine site, site yerine şehir, şehir yerine kıta veya tek evren yerine çoklu evren demek, varlık ve düzen sorusunu ortadan kaldırmaz. Bizim evrenimiz daha büyük bir çoklu evren yapısının parçası olsa bile, bu defa açıklanması gereken şey o daha büyük yapının kendisi olur. Çoklu evren hipotezi bazı teorik fizik modelleriyle ilişkilendirilse de, bizim dışımızdaki evrenlere dair doğrudan gözlemsel kanıt bulunmamaktadır. Ayrıca böyle bir yapı kabul edilse bile o yapının yasaları, imkân alanı ve kökeni yine açıklama bekler. İtirazı getiren kimselerin maksadının aksine, karşımıza daha da büyük ve karmaşık bir problem çıkmış olur.
Farklı bir nokta olarak kâinattaki uyum, piyangoda tek bir biletin çıkması kadar basit bir olay değildir. Evrenin canlılığa elverişli oluşu, birçok fiziksel parametrenin hayatı mümkün kılacak dar aralıklarda bulunmasını gerektirir. Biz buna ince ayar diyoruz.(3) Genel çekim sabiti, zayıf ve güçlü nükleer kuvvetler, madde oranları gibi pek çok unsurun tam bir denge içinde olması gerekir. Piyangoda bilet tek bir kağıt parçası gibi görünür ama aslında üzerindeki sayılar tek tek, art arda çekilir. Evrenin varoluşu ise bambaşka bir ihtimaller zincirinin doğrulanmasını gerektirir. Bu durum, sıradan bir piyangoda büyük ikramiyenin size çıkmasına değil; devasa bir bahis oyununda on binlerce maçın sonucunu aynı anda, eksiksiz ve doğru tahmin etmeye benzer.
Karşı tarafın "Piyango çıkma ihtimali düşüktür ama birine çıkar, o da biziz, şaşıracak bir şey yok." şeklindeki itirazı, felsefe ve kozmoloji tartışmalarında Zayıf Antropik İlke'ye (Weak Anthropic Principle) dayanan gözlemci seçilimi cevabına benzer.(4) Bu itiraza verilebilecek en meşhur ve vurucu cevap, filozof John Leslie’nin İdam Mangası (Firing Squad) analojisidir.(5) Düşünün ki 50 kişilik keskin nişancılardan oluşan bir idam mangasının karşısındasınız. Ateş emri veriliyor, silahlar patlıyor ama siz hayattasınız; hepsi ıskalamış! Bu durumda "Neden hayattayım?" sorusuna "Eğer beni vurmuş olsalardı bu soruyu soramayacaktım, demek ki şaşılacak bir şey yok, rastgele ıskaladılar." demezsiniz. Şaşkınlık içinde mangayı düzenleyen aklın (komutanın) sizi bilerek yaşattığını, ortada bir kurgu olduğunu anlarsınız. Evrenin bize uygunluğu da "Piyango bana çıktı!" umursamazlığıyla geçiştirilemez; 50 keskin nişancının aynı anda ıskalaması gibi kasıtlı oluşturulmuş bir düzeni işaret eder.
Burada düşülen iki temel hata mevcut; bunlardan ilki varlığı gösterilmemiş trilyonlarca hayali ihtimali kesin bir açıklama gibi sunmaktır. İkincisiyse evren sayısı artsa bile asıl düzen sorusunun değişmediğini görememektir.
Tüm bu varoluşsal gerçekliğin ve muazzam fiziksel yasaların ötesinde, ilahi mesajın ve Kur'an'ın asıl vurguladığı gerçek şudur: İnsan bu alemde başıboş değildir.(6) Bu varoluş anlamsız bir tesadüfler silsilesi olamaz. İnsan anlam arar, iyi ile kötüyü ayırt eder, ahlaki seçimler yapar ve buna göre bir imtihandan geçer. Doğadaki süreçlerin bile (yağmurun yağması gibi) kendi içinde derin kuralları ve kanunları varken, insan hayatının amaçsız olması düşünülemez.
Ortada böylesine hassas bir düzen ve büyük bir varoluşsal anlam dururken meseleyi ufak tefek kelime oyunlarına, yüzeysel tartışmalara indirgeyip o muazzam düzenin asıl kaynağını görmezden gelmek büyük bir yanılgıdır.
Sonuç olarak; kainatın insan için bu denli uygun oluşunu bir "piyango tesadüfüyle" açıklamak mümkün ve yeterli değildir. Mantık ilminin kurallarına uygun da değildir. Çünkü işleyen her piyango en başından bir düzen kurucuyu varsayar. Çoklu evren ihtimalleri veya matematiksel hesaplar o muazzam düzenin, imkan alanının ve hayatın asıl kaynağını izah edemez. "Milyonda bir ihtimal vardı ve o gerçekleşti." demek, o ihtimali var eden İrade'yi de varoluşun anlamını da açıklamaya yetmez.
Dipnotlar
(1) Dawkins’in Weasel Programı: Metinde bahsedilen bilgisayar programı örneği, Richard Dawkins’in The Blind Watchmaker eserinde kullandığı “Weasel Program” örneğine atıftır. Program, “Methinks it is like a weasel” hedef cümlesine rastgele varyasyonlar ve kümülatif seçilim yoluyla ulaşmayı hedefler. Dawkins’in amacı salt rastgelelik ile rastgele varyasyonların seçici bir mekanizma tarafından biriktirilmesi arasındaki farkı göstermektir. Bununla birlikte hedef cümlenin ve seçim ölçütünün programda önceden tanımlanmış olması, bu örneğin kozmolojik ince ayar tartışmalarına doğrudan ve sınırsız biçimde uygulanmasını tartışmalı kılar.
(2) Çoklu Evren Hipotezi: Çoklu evren, gözlemlenebilir evrenimizin var olan tek evren olmadığını; farklı başlangıç koşullarına, fiziksel sabitlere, yasalara veya tarihsel gelişimlere sahip başka evrenlerin/dünya-alanlarının da bulunabileceğini öne süren teorik yaklaşımların genel adıdır. Kozmolojide özellikle enflasyon modelleri ve sicim kuramı manzarasıyla; kuantum fiziğinde ise bazı yorumlarla ilişkilendirilir. Bununla birlikte çoklu evren, birçok biçimiyle doğrudan gözlenmiş bir olgu değil, teorik ve felsefi yönleri güçlü bir hipotezdir.
(3) İnce Ayar Argümanı: İnce ayar, evrenin yaşamı mümkün kılması için bazı fiziksel sabitlerin, yasaların ve erken evren koşullarının çok hassas aralıklarda bulunması gerektiği fikrini ifade eder. Bu bağlamda güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler, kütleçekim, elektromanyetik kuvvet, kozmolojik sabit, erken evren yoğunluğu, yoğunluk dalgalanmaları ve başlangıç entropisi gibi unsurlar tartışılır. Felsefe ve kelâm bağlamında bu durum, modern teleolojik/nizam delili tartışmalarının önemli başlıklarından biridir.
(4) Antropik İlke ve Gözlemci Seçilimi: Antropik ilke terimi Brandon Carter’ın 1973’teki sempozyum katkısıyla literatüre girmiş, ilgili metin 1974’te yayımlanmıştır. Zayıf Antropik İlke’ye göre evrendeki gözlem konumumuz, gözlemci olarak varlığımızla uyumlu olmak zorundadır. Gözlemci seçilimi itirazı ise “yaşama elverişli olmayan bir evrende zaten gözlemci bulunamayacağı için, bizim yaşama elverişli bir evren gözlemlememiz şaşırtıcı değildir” şeklinde özetlenebilir. Bu cevabın ince ayarı gerçekten açıklayıp açıklamadığı ise felsefi tartışmanın merkezindedir.
(5) John Leslie ve İdam Mangası Analojisi: Kanadalı filozof John Leslie’nin Universes adlı eserinde ele aldığı meşhur düşünce deneylerinden biridir. Bir mahkûmun, çok sayıda nişancının ateş etmesine rağmen hayatta kalması örneği üzerinden, “Hayatta olmasaydım bunu zaten gözlemleyemezdim.” cevabının olağanüstü bir sonucu açıklamak için yeterli olup olmadığı sorgulanır. İnce ayar tartışmalarında bu analoji, gözlemci seçilimi itirazının tek başına açıklayıcı gücünü tartışmak için kullanılır.
(6) Kur’an’da İnsanın Yaratılış Amacı: Bu bölüm, Kur’an’ın insanın başıboş ve gayesiz yaratılmadığına dair vurgularına atıftır. Özellikle Kıyamet 75:36 “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”, Mü’minûn 23:115 “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”, Mülk 67:2 “Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” ve Zâriyât 51:56 “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetleri bu çerçevede zikredilebilir.
