Haset, Haset Eden ve Hasedin Etkisi
Haset eden kişinin hasedinin, haset edilene zarar verebileceği Felak Sûresi’nden anlaşılmaktadır. Zira sûrede dört şeyin şerrinden Allah'a sığınmamız emredilir:
1. Yarattıklarının şerrinden,
2. Karanlık çöktüğü zaman gecenin (veya her türlü karanlığın) şerrinden,
3. Düğümlere üfürenlerin (büyücülerin) şerrinden,
4. Haset ettiği vakit hasetçinin şerrinden.(1)
Demek ki hasetçiden haset ettiği zaman bir şer dokunma ihtimali vardır ve Allah Teala o şerden kendisine sığınmamızı emretmektedir.
Bu noktada şu şekilde de düşünülebilir: “Haset edenin şerri sadece metafizik bir kötülüğe işaret etmez; kıskanç kişi somut tuzaklar kurabilir, fiziksel zararlar verebilir. O hâlde bu fiziksel kötülüklerden sığınmamız da istenmiş olabilir.” Ancak ayetteki “hâsidin izâ hased” (haset ettiği zaman) ibaresi, haset edenin tam haset etme anında bir zararının olabileceğine güçlü bir işarettir. Hatta bu vurgu onun fiziksel zarar vermesinden ziyade, haset duygusunun oluştuğu anda ortaya çıkabilecek zararlara işaret etmektedir.(2)
Kavram Kargaşası ve Meselenin Esası
“Nazar” inancı, antik çağlardan bugüne neredeyse her kültürde yer bulmuş; ondan korunmak için de türlü ritüeller geliştirilmiştir. Bu ritüellerin önemli bir kısmının abartı ve hurafelerle örülü olduğunu ifade edebiliriz. Nazar boncuğu takmak, kurşun döktürmek(3) gibi uygulamaların yahut gözden zararlı bir ışın çıkıp hedef kişiyi etkilediğine dair tasavvurların dinî ve ilmî temellere dayanmadığı açıktır.
Bununla birlikte insanların nazarı algılayış biçimleri ile “nazar” kavramının işaret ettiği hakikat aynı şey değildir. Meseleyi doğru yere oturtan unsur, haset duygusudur. Bu gerçekliğin tarih boyunca “nazar”, “göz değmesi”, “ayn”, “isâbetü’l-ayn” (4) gibi kelimelerle taşınmış olması ayrı bir konudur.
Normal şartlar altında insan, bir şeyi gördüğünde onun güzelliğini fark eder ve haset edebilir. Birçok meselede riya ve gösterişin, başkalarınca görülüp beğenilme arzusunun etkili olması bu olgunun “görme” kavramına bağlanmasını anlaşılır kılar. Zaten çağımız da görsel ve gösteriş çağıdır; bu sebeple meselenin görme-gösterme boyutu öne çıkmış ve dile de “nazar/göz/göz değmesi/ayn” gibi kavramlarla yansımıştır.
Ne var ki nazarın kaynağı olan hasetin doğması, esasen karşıdaki nimetin bilinmesine, o nimetten haberdar olunmasına bağlıdır. Bu “haberdar olma” yalnızca görerek değil; duyarak, okuyarak, izleyerek de gerçekleşebilir. Dolayısıyla nazar denilen etki, bu yolların her biri üzerinden ortaya çıkabilir.
Hasedin Zirve Noktası
Hasedin zirvesi şu silsileyle ortaya çıkar: Bir kimse bir başkasına nazar eder (görür yahut başka bir yolla haberdar olur) ve onda bir şeyi beğenir. Bu beğeni güzellik–yakışıklılık, zenginlik, bilgi, ahlâk seviyesi, zekâ, özel yetenekler, sabır, sebat, karizma gibi her türlü sıfat olabilir. Kişi beğendiği bu niteliği kendisi için de mümkün görür fakat bu hasletler ya kendisinde hiç yoktur ya da yeterince gelişmemiştir. Bu noktada beğendiği özellik üzerinden kıyas yapar, kendi yoksunluğunu görür ve şiddetli bir haset duyar.
Hasetin yoğunluğuna paralel olarak nazarın etkisi de artıp azalır. Buna karşılık insan bir niteliği kendi imkân alanının dışında görürse (yani onu kendisi için mümkün saymazsa) o nitelik üzerinden kıyas yapmaz, dolayısıyla haset duygusu pek oluşmaz. Çoğu zaman ünlü futbolcular, müzisyenler, aktörler yahut komutanlar bu duruma örnek gösterilebilir.


