


"Sizi Tek Bir Nefisten Yarattı" Ayetindeki Tek Nefis Hz. Adem midir?
Soru: Kur'an'da Nisâ 1 ve A'râf 189’da tek bir nefisten yaratıldığımız söyleniyor. Bu tek nefis Hz. Adem midir?
Cevap: Öncelikle nefis kelimesinin anlamına değinmek konunun anlaşılması için faydalı olacaktır. “Nefis”; bir şeyin kendisi, özü, bütünü, cevheri ve aslı gibi anlamlar taşır. Tıpkı İngilizcedeki "myself" veya "yourself" gibi "kendi" anlamına yakın bir tarafı da vardır. Türkçede kullandığımız "nüfus" kelimesi de aynı kökten gelir; şehir nüfusu denince doğrudan kişiler, canlar ve insanlar kastedilir. Bu yüzden nefis kavramı ilk bakışta kişi olarak anlaşılmaya müsaittir.
Kısa tercümelerde ve yaygın anlatımda "tek nefis" ifadesi çoğu zaman "tek kişi" gibi okunur ve bu kişinin Hz. Adem olduğu söylenir. Bu, klasik ve herkesçe bilinen bir yorumdur ve tamamen yok sayılamaz. Bununla birlikte ayetin maksadı yalnızca insanlığın biyolojik soy ağacını anlatmak değildir. Nitekim ayette “tek nefis” vurgusunun ardından takvâ, akrabalık hakları ve insanî sorumluluk hatırlatılır. Bu da ifadenin biyolojik kökenle beraber insanlığın ortak aslına ve ortak sorumluluğuna işaret ettiğini gösterir.
Bu sebeple "Sizi tek bir nefisten yarattı." ifadesindeki nefsi doğrudan ve yalnızca Hz. Adem'in şahsı olarak anlamak, konunun aslına tam uygun düşmyebilir. Daha makul bir okuma bu ifadeyi "Sizi tek bir asıldan yarattı." şeklinde anlamaktır. Burada asıl sadece biyolojik bir başlangıç değil, insanlığı insan yapan ortak kaynak ve mahiyet olarak düşünülmelidir.
Ayetin devamında yer alan "Zevcini de ondan yarattı." (ve haleka minhâ zevcehâ) ifadesi de bu geniş okumayı destekler. Burada Arapça diliyle ilgili dilbilimsel bir noktaya değinmek gerekir: Ayette geçen "min" (den/dan) edatı, "birinin parçasından (söz gelimi kaburgasından)" anlamına gelmek zorunda değildir. Arapça dilbilgisinde "min-i beyaniyye/cinsiye" denilen bir kullanım vardır ki bu "onun parçasından" değil, "onun kendi cinsinden, aynı türden" anlamına gelir.
Kur'an'ın bütününe baktığımızda bu anlamı destekleyen ve tüm insanlığa hitap eden başka ayetler de görürüz. Örneğin Rûm Suresi 21. ayette "Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için kendi nefislerinizden (anfusikum) eşler yaratması..."[3] ve Nahl Suresi 72. ayette "Allah, size kendi cinsinizden (nefislerinizden) eşler var etti..."[4] buyrulur. Açıktır ki hiçbirimizin eşi bizim bedenimizden yaratılmamıştır. Buradaki "kendi nefislerinizden" ifadesi tam olarak "sizinle aynı insan türünden, aynı mahiyetten" demektir. Eğer “min enfusikum / kendi nefislerinizden” türü ifadeler dilbilimsel olarak zorunlu biçimde “bedenden veya fizikî bir parçadan yaratılma” anlamına gelseydi, Rûm 21 ve Nahl 72’de geçen “sizin nefislerinizden eşler yaratması” ifadesini de aynı şekilde anlamamız gerekirdi. Oysa burada kastedilenin “sizinle aynı türden, aynı mahiyetten, aynı insanlık ailesinden” olduğu açıktır. Bu da Nisâ 1 ve A‘râf 189’daki “ondan eşini yarattı” ifadesinin de zorunlu olarak fizikî bir parça/kaburga anlatısı şeklinde anlaşılmak zorunda olmadığını gösterir.
Eğer Nisa 1 ve A'raf 189'daki nefis doğrudan ve sadece Hz. Adem'in şahsıysa, Hz. Havva'nın da o nefisten yaratılması meselesi genellikle Tevrat'taki meşhur kaburga kemiği anlatısıyla birleştirilmeye çalışılır. Kur’an’da Hz. Havvâ’nın Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı söylenmez. Kaburga rivayetleri (örneğin Buhârî'de geçen "Kadın kaburgadan yaratılmıştır..." şeklindeki rivayet) de vardır fakat bu rivayetlerde de Hz. Adem’in kaburga kemiğinden gibi bir bilgi geçmez. Bu konu İslam tefsir geleneğinde zaman zaman İsrailiyat (Yahudi ve Hristiyan mitolojisi) kaynaklı literal okumalarla birleşerek asıl bağlamından kopabilmiştir. Normal bildiğimiz insan üremesi açısından Hz. Havva'nın doğrudan Hz. Adem'in bedeninden yaratılmış gibi düşünülmesi meseleyi oldukça daraltır.
İnsanlığı insan yapan şey, sadece biyolojik çoğalma değildir. İnsan; vahye muhatap olabilen, beyanı öğrenen ve anlam kurabilen bir varlıktır. İnsanın bu yapısını bir bilgisayar programına benzetmek ilk etapta akla gelse de, bu örnek tam olarak uygun düşmeyecektir. Çünkü insan basit bir kalıp, yazılım veya plan olmanın ötesinde, vahye muhatap olmasını sağlayan derin bir sır ve mahiyet taşır. Nitekim Kur'an'da yer alan "İnsana beyanı öğretti." ayetinin anlam alanı da bu hususa işaret eder.
Pek çok canlı kendi arasında iletişim kurabilir fakat insanın vahyin manasına muhatap olma hali çok daha farklıdır. Herhangi bir insan duyduğu Arapça sözleri dinleyip, gramer üzerinden anlamlar çıkarabilir ancak vahye muhatap olmak bundan daha öte bir kabiliyet gerektirir. İşte "tek nefis", insanın sahip olduğu bu ortak insani mahiyete ve asla işaret ediyor olabilir.
Tam bu noktada çok önemli bir metodolojik uyarı yapmak gerekir: Kur'an'ı okurken, açıkça mucize olduğu belirtilen yerler dışında, bildiğimiz biyoloji ve fizik kurallarını bütünüyle unutmamak gerekir. Aksi hâlde birçok ayeti yanlış anlayabiliriz. Kur’an metni dilin anlam genişliği ve insanın yaratılış gerçekliğiyle birlikte düşünülmelidir.
Sonuç olarak bu konuya verilecek dengeli cevap şudur: "Tek nefis" ifadesi klasik yorumlarda Hz. Adem'le ilişkilendirilmiştir ve bu tarihsel bir bilgi olarak muhakkak bilinmelidir. Fakat tefsirlerdeki her yorumu Cenab-ı Hakk’ın direkt sözü gibi anlamamak gerekir. Pek çok büyük tefsircinin kendi aralarında farklı düşündüğü çok fazla konu mevcuttur. Bu “tek nefis” ifadesi de yalnızca dar anlamda "Tek kişi olarak Hz. Adem'in bedeninden üretildik." şeklinde anlaşılmak zorunda değildir. Ayetteki ifadeyi "tek bir asıl", "ortak insan kökeni", "insanı insan yapan ortak mahiyet" ve "vahye muhatap olabilme sırrı" gibi daha geniş bir anlam alanında okumanın daha doğru olacağını söyleyebiliriz. Dilbilimsel açıdan ("min" edatının kullanımı) bu konuda önümüzde bir engel bulunmadığı gibi, (Rûm 21 ve Nahl 72 gibi) diğer ayetler de bu okumayı desteklemektedir.
Böylesi bir okuma Hz. Adem'i devreden çıkarmaz, aksine ayeti salt biyolojik ve mekanik bir soy anlatısına hapsetmekten kurtarır. İnsanlığın ortak kaynağını, ortak mahiyetini ve ortak sorumluluğunu ön plana çıkarır.
[1]: Nisâ Suresi 1. Ayet: Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah'a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde gözetleyicidir.
[2]: A'râf Suresi 189. Ayet: Sizi bir tek candan (nefisten) yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O'dur. Erkek eşiyle beraber olunca kadın hafif bir yük yüklenir, onu bir süre taşır; hamileliği ağırlaşınca rableri olan Allah'a şu sözlerle yakarırlar: 'Andolsun, bize kusursuz bir çocuk verirsen kesinlikle şükredenlerden olacağız!'
[3]: Rûm Suresi 21. Ayet: Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
[4]: Nahl Suresi 72. Ayet: Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıp Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
