8 dk.
11 Haziran 2024
Yanlış mı Dua Ediyorum? | 1. Kısım-gorsel
Youtube Banner

Yanlış mı Dua Ediyorum? | 1. Kısım

Soru: Selamun Aleyküm. Ben hayırlı bir evlilik için dua ediyorum sürekli. Ama bu yıl şunu fark ettim ki; yanlış dua etmişim ve bu şekilde kabul olunmuş dualarım var. Okuduğum üniversite bölümünde tek dediğim “Allah'ım ahiretim için hayırlı olanı ver!” Allah verdi ama şu an çok severek yapmıyorum bu işi ve “ahiretim için hayırlı olan buymuş” diyerek teselli arayarak yapıyorum. İkincisi de; görev yerim içinse Allah’tan küçük, sakin ve altını çizerek “soğuk havası olan bir yer” istedim. Allah aynen öyle bir yer verdi bana. Ben bu küçük yere 3-4 araç değiştirerek geliyorum ve yine “ahiretim için hayırlı olan buymuş” diye yapıyorum mesleğimi... Kendimi böyle teselli ediyorum. Soğuk diye istediğim yerde soğuktan ötürü evimi bir yılda 3 kez kömür dumanı bastı ve bir kere olsun evimde bile ısınamadım. Maddi olarak hiçbir eksiklik bırakmamama rağmen. Önceleri çok şikayet ediyordum ancak bu son Ramazan ayında aklıma birden geldi ki; ben meğer duamı yaşıyormuşum. 

 

Hocam bunları duası kabul olunmuş, duasının hayırlı olmadığını gören biri olarak yazdım ve şunu sormak istiyorum şimdi. Hayırlı bir evlilik için Allah'tan istemeye korkuyorum. Ne istesem ne istemesem ne desem nasıl desem diye düşünüyorum. Sebepler belirtsem de olumsuzluk yaşarsam, pişman olursam bu durum dönüşü olmaması münasebetiyle beni korkutuyor. Nasıl istesem? Çünkü son zamanlarda “iyi bir insan” cümlesinde ısrar ettim. İyi bir insan çıktı, istiyor fakat iyi olması dışında aradığım hiçbir özellik de kendisinde bulunmuyor. Demek ki ben yanlış dua ediyorum ve istiyorum. İstememeli miyim yoksa nasıl istemeliyim?

 

Cevap: Samimane sorulmuş bir soruya yine samimi bir şekilde cevap vermeye çalışacağız. Verdiğimiz cevapta bazı noktalar can yakıcı olabilir. Bunları da hoş görmenizi istiyoruz. Ayrıca soru her ne kadar şahsi bir mesele gibi görünse de bu sorunun pek çoğumuzu ilgilendiren yönleri var. Bunun için cevaptaki genel kaidelere dikkat edilmesini istirham ederiz.

 

Dengesiz Gelişim

 

Öncelikle soruda dengesiz bir gelişimin emareleri göze çarpıyor. Dengesiz gelişimden kastımız şudur: Duanın kabulüne dair bazı meselelerde insan önemli bir aşama kaydetmiş olabilir. Örneğin Cevşen, Evrad-ı Kudsiye, Celcelutiye gibi dualarla yahut Hz. Yunus’un (as) münacatı, Kur’an’da geçen bazı diğer dualar, Esma-ül Hüsna’yla birlikte edilen dualar, Efendimiz’in (sas) pek çok duaları, Hz. Ali (ra), Hz. Zeynelabidin (ra), Hz. İmam Cafer-i Sadık (ra), Hz. Abdülkadir Geylani (ra) gibi zatların duaları ile ciddi bir şekilde ilgilenince ve bunlarla dua edilince bir insanın duaları çok daha rahat kabul edilir hâle gelebilir. Hatta o insanın istedikleri kelimesi kelimesine kabul edilebilir.

 

Bu insanın bazı günahları yahut devam ettirdiği kusurları olsa da duaların kabul edilmesi durumu devam edebilir.

 

Örneğin bir insanın dini eğitimi vardır, çocukluk çağından itibaren o insan dini bir şuura sahiptir. Duaya da inanmaktadır. Bununla birlikte diyelim ki karşı cinse zaafı vardır. Yahut çeşitli kötü alışkanlıkları olabilir. Dini inancı olduğu hâlde günahlara batmış bir kişinin de duaları hızlı kabul edilen birisi olması mümkündür. 

 

Çünkü dua duadır ve dua kendi çerçevesinde insanın diğer hâllerinden ayrı bir işlem görmektedir.

 

Başka bir örnekle devam edelim. Bir insan kendine aşırı güvenen birisi olabilir. Bu aşırı özgüven nedeniyle başkalarını kınamak gibi hatalara da sahip olabilir. Bu bağlamda “Ne olacak ki? Ben yaparım, hallederim, gideceğim yer varsın soğuk olsun, isterse Sibirya olsun, bana bir şey olmaz.” gibi düşüncelere kapılmış veya böyle sözler söylemiş olabilir. Büyük konuşmuş olabilir ve bu söylediklerinin zahmetini çekiyor olabilir.

 

Başkalarını kınama konusunda “İnsanlar neden tayin olacakları yerlerde karşılaşabilecekleri zahmetten kaçıyorlar? İslam’ı tebliğ veya insanlara faydalı olma adına insan gerekirse bir dağ köyünde iki kişiye bile faydası olacaksa sabretmelidir.” demiş olabilir. 

 

Yahut farkında olarak veya olmayarak bir maneviyat büyüğünün bir talebesini kınamış olabilir. Bir hatırat yahut biyografi okurken Allah nezdinde kıymetli olan bir insanın bir davranışını yahut bir sözünü görüp ona karşı kınama hissi duymuş olabilir. Bu hatasının manevi tokadını yemiş yahut hâlen yiyor olabilir.

 

Bu örneklerin hepsi veya daha fazlası mümkündür. Sonuçta burada görülen durum şudur: Soruyu soran arkadaşın bahsettiği kadarıyla duaları kabul edilmiştir ancak bu kabulle beraber kendisine manevi bir tokat da atılmıştır.

 

Duaların Salih Bir Hâlde Kabulü

 

Duaların kabulü daha salih veya daha zararsız bir hâlde şöyle gerçekleşir: Kul Allah’tan soğuk bir yere tayin edilmesini ister. Allah Teala da bunu kabul eder. Ancak o kul orada bir ay kadar vakit geçirir. Sonra tayini daha ılıman bir yere çıkar. Bu durumda Allah Teala hadiselerin diliyle kuluna şu mesajı vermiş demektir: “Ey kulum! Sen soğuğa dayanıklı olduğunu düşünüyorsun ancak soğuğun sadece ısı derecesinden başka zahmetleri de vardır. Sen buna dayanamazsın. Soğuğa dayanacağını düşünmekle ve bu şekilde dua etmekle sen biraz düşüncesizlik etmiş oldun. Kendini ve şartları tam tanımadan büyük konuşmuş oldun. Senin başkalarını kınamaman, kibirli olmaman gibi bazı salih özelliklerin nedeniyle Biz sana ettiğin duanın verimli olmayacağını göstereceğiz.”

 

Duanın Kabulünde Farklı Yönler

 

“Biz sana ettiğin duanın verimli olmayacağını göstereceğiz.” kısmını biraz daha açalım: Bir insan imanın, İslam'ın getirdiği diğer güzel ahlaklara sahipse, duası kabul edilince o afiyet de kendiliğinden eklenmiş olur. Ama kişi mevcut durumundaki bazı olumsuzluklar, örneğin başkalarını kınaması gibi günahları nedeniyle bazı manevi tokatları hak edecek hâle gelmiş de olabilir. Böyle bir durum mümkündür ve durum böyleyse dua yine kabul edilir ancak o tokatlar da arada görünür.

 

Bir duanın kabul edilmesiyle birlikte bazı manevi tokatların da görünmesi, bu iki durumun iç içe olması mutlak manada hayırsız bir durum değildir. Çünkü böyle bir durumda günahın cezası hafifletilmiş veya ceza ahirete bırakılmayıp dünyada verilmiş demektir.

 

Duanın Sonucu Her Zaman Hayırdır ve Hayırlıdır

 

Allah Teala bütün dualara icabet eder. O’nun icabeti kulları açısından hiçbir zaman şer olmaz. Ancak bazen meseleler iç içe girdiğinden dua eden insan duanın sonuçlarındaki bu iç içe meseleleri birbirinden ayırt edemeyebilir.

 

Bu bağlamda, soruyu soran yahut benzer durumlarla karşılaşan insanlar “Dua ettim ve duam kabul edildi ancak sonuçları kötü oldu.” diye düşünmemelidir. Duanın sonuçları içinde görünen ve insanlara olumsuz gibi gelen hususlar duanın doğrudan sonuçları değil dua eden kişinin dua etmesiyle beraber kendisinde var olan ve güzel ahlakla bağdaşmayacak diğer özellikleri nedeniyledir.

 

Benzer bir durum şu şekilde meydana gelebilir: Bazen insanlar istedikleri şeylerin iyi olup olmadığını bilemezler. “İstediğimiz şeyle ilgili dua edelim mi etmeyelim mi?” diye bir tereddüde kapılmış olabilirler. Bu noktada şu ayrımı yapmak önemlidir: Bir şeyi istiyor olmak başka bir şeydir, dua etmek başka bir şeydir. 

 

Bir insan gerçekten de kendisi için zararlı bir şey istiyor olabilir. İstediği şey hakkında bir araştırma veya istişare yapmamış olabilir. O konuda burnunun dikine gitmeye meyilli de olabilir. “Ben bilirim, ben yaparım.” düşüncesine sahip olmasının yanında başkalarını kınıyor da olabilir. Bu durumda başkasını kınamak örneğin, “Ben bu problemi hallederim, rahatlıkla çözebilirim. Falanca kişi nasıl yapamamış, niye becerememiş?” şeklinde bir kınama olabilir. 

 

Bu durumda böyle bir insan dua etse elbette duasına icabet edilecektir ve icabet edilmesi onun için hayırlı olacaktır. Kişi duanın hayrını mutlaka görecektir. Ancak başkasını kınamanın ve kendi bildiğini yapma meyli ile beraber aşırı özgüvenin cezasını da çekecektir.

 

Bu çekilen ceza ahirette görülecek cezadan daha hayırlı, daha avantajlıdır. Elbette ki Allah Teala’nın affetmesi daha güzeldir. Ancak kişi illa bir cezayla karşılaşacak ise bu cezanın dünya ölçeğine göre verilmesi ahirete bırakılmasından daha avantajlıdır.

 

Bir sonraki yazıda kabul edilmiş bir duanın sonuçlarını ömür boyu sabit kabul edip etmememiz gerektiği meselesiyle devam edeceğiz.