9 dk.
08 Mart 2023
Allah kimlere kıymet verir? | 1. Kısım-gorsel
Youtube Banner

Allah kimlere kıymet verir? | 1. Kısım

Soru: Allah kimlere kıymet verir? O kıymete sahip olmak için ne yapmamız gerekir?

 

Cevap: Bu konuda pek çok ayet ve hadisten ulaşabildiğimiz manaları beş temel kategoride değerlendireceğiz. Bu şekilde Allah Teala’nın kıymet verdiği kişileri veya özellikleri şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

 

-Müslümanlar,

-Müminler,

-Cihad edenler,

-Duada istenilen kıvamı yakalamış olanlar,

-Kâinatta geçerli olan kanunlara riayet edenler

 

Bir insanın Müslüman olmasının ilk adımı dünyadaki “imtihan” adı verilen genel işleyişi kabul etmesidir. Bu yüzden öncelikle imtihan kavramına değinilecek, ardından bu beş kategori ayrıntılarıyla açıklanacaktır.

 

İmtihan Sistemi ve İşleyişi Kabul Etme

 

Kur’an’da “O (Allah) ki, hanginizin yapıp ettikleriyle güzeli ortaya koyacağını, kimin güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”1

 

Demek ki hayat da ölüm de imtihan ve tecrübedir. Tabii ki buradaki imtihan, talebelerinin bir imtihanda nasıl bir sonuç alacaklarını önceden bilmeyen bir öğretmenin yaptığı imtihan gibi değildir. Allah Teala, kullarının imtihanda hangi sonucu alacaklarını önceden elbette bilmektedir. Dolayısıyla söz konusu imtihan Allah Teala’nın ilminden ziyade kulların durumuyla ilgilidir. Kulların tabi olduğu imtihan bir askeri okula hazırlanma sürecindeki çok yönlü imtihanlara benzetilebilir. Askeri okullara alınacak adaylar fiziki yeterlilik açısından koşu, mekik, barfiks, durarak uzun atlama, basketbol topu fırlatma gibi konularda teste tabi tutulurlar. Daha sonra kişilik testi, psikomotor test gibi testlerden geçerler. Bu testlerin herhangi bir aşamasında başarısız olunursa o test tekrarlanır ve ikinci başarısızlık durumunda kesin sonuca varılır. Bu arada askeri öğrenciler veya öğrenci adayları her testte kendi kabiliyetlerini hem başkalarına gösterirler hem de  kendileri keşfetmiş, anlamış olurlar. Yine bu arada askeri okuldaki eğitim sürecinde yeni kabiliyetler de kazanmış olurlar. Bizlerin bu dünyada tabi tutulduğumuz imtihan da bu türden bir imtihana benzetilebilir. Yani bizler dünya hayatında imtihanlar içinde yaşarız. Bir imtihandan diğerine geçerken arada her uğraşımız sonucunda aynen bir çekirdeğin güzel ve verimli bir ağaca dönüşmesi, bir yumurtadan çıkan canlının serpilip gelişmesi gibi dönüşüp değişiriz ve daha güzel bir hâl alırız.

 

Bizler bir çekirdek ektiğimizde o çekirdeğin zamanla meyveye veya ağaca dönüşeceğini biliyoruzdur. Dolayısıyla o çekirdeği ekmemizdeki amaç onun meyve, sebze veya ağaç olup olmayacağını kontrol etmek değildir. Tohumların veya çekirdeklerin ekiminden sonra bakımlarını yapar, sularını ve gerekirse vitaminlerini verir, güneş ve nem durumuna dikkat eder, zamanla ondan istediğimiz verimi dışarıdan müdahalelerin de katkısıyla almaya çalışırız. O tohumları kendi hâline bıraktığımızda çürüyüp yok olup gideceklerini de biliriz.

 

O tohum veya çekirdeklerin iradeleri olsaydı o tohumlardan bir kısmı iradelerini doğru kullanacak, çürüyüp gitmeyecek, meyveye duracak, ağaca dönecekti. Bir kısmı da çürüyüp gidecekti.

 

Aynı şey elmas ve kömür için de geçerlidir. Bu iki maddenin de aslı karbondur. Bazı karbonlar büyük miktarda ısı ve basınç altında gelişerek elmas haline gelirler. Bazı karbon bazlı unsurlar ise aynı miktarda ısı ve basınç altında kalmazlar, farklı reaksiyonlara girerek kömürleşirler. İkisi de karbon bazlı veya karbon zengini olmasına rağmen birisini elmas haline getiren yüksek miktarda ısı ve basınç iken diğerini kömür yapan daha düşük miktarda ısı ve basınçtır.

 

Sonuçta Allah Teala’nın kime değer verip vermediği meselesinin ilk adımı, bizlerin birer imtihana tabi olduğumuz gerçeğidir. 

 

Bu imtihanda hoşumuza giden şeyler olduğu gibi hoşumuza gitmeyen şeyler de olabilmektedir ve olacaktır. Her durum kendi içinde ayrı bir imtihandır. Bir insanın istediği zaman eş bulamaması bir imtihan olduğu gibi istediği zamanda istediği gibi bir eşi kolayca bulup evlenmesi de ayrı bir imtihandır. Parasız kalmak bir imtihan olduğu gibi zengin olmak da bir imtihandır. Kazanmak da kaybetmek de veya kazanan tarafta olmak da kaybeden tarafta olmak da birer imtihandır. Genellikle biz insanlar sadece başımız sıkışınca Allah Teala’yı hatırladığımız için (örneğin yalnız kalınca, maddi sıkıntıya düşünce, boşanınca, yakınımız ölünce, hastalanınca, doğal afetlerden etkilenince, kaza yapınca, sınıfta kalınca ve benzeri durumlarda) sadece bu tip olumsuz durumlara “imtihan” diyebiliriz ve böylesi imtihan anlarında sabretmeyi kendimize telkin ettiğimiz gibi başkalarına da hatırlatabiliriz. Ancak işin hakikati şudur ki: İnsanlar arasında sevilip sayılan birisi iken de zafer kazanmış iken de maddi zenginlik içindeyken de eğitim veya iş hayatında başarılı iken de imtihan içindeyizdir.

 

İslam ve İman veya Müslüman ve Mümin

 

Kur’an ise, bu imtihanın geneline; “Evet! Ben bu planı, bu sistemi kabul ediyorum, buna razıyım ve bu plan çerçevesinde çalışmaya, kendimi daha hayırlı bir istikamette değiştirmek için uğraşmaya hazırım!” diyenlere “Müslüman” demektedir.

 

Daha sonra söz konusu çalışmalarda bir mesafe kat etmiş, temel bakış açıları itibariyle kendisini değiştirmiş kişiler artık rahatlıkla İman dairesi içindedir. O insan adına bazı şeylerden emin olabiliriz çünkü o kendisi emindir ve çevresine emniyet yaymaktadır. Böylesi insanlara da Kur’an ve hadislerde “mümin” denilmektedir.

 

“Kişinin kendisini ilgilendirmeyeni terk etmesi onun İslam’ının güzelliklerindendir.”2 hadisi bilinen bir hadistir. Dikkat edilirse bu hadiste “İmanının” değil “İslam’ının” buyurulmuştur. Çünkü İslam dairesine girmiş bir insan imtihan adı verilen sistemi kabul etmiş, bu sistem içinde çalışmaya razı olmuş, bu planı benimsemiş ve kendisini daha hayırlı bir istikamette değiştirmek için çalışmaya hazır olduğunu beyan etmiş bir insandır. Böyle bir insanın kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi de hazır olduğunu beyan ettiği çalışmanın önemli bir kısmıdır. Çünkü hakikaten “Ben Müslümanım.” iddiasındaki bir insan kendine göre cazibesi olan her şeyin peşine takılıp gidiyorsa iddiasını önemsediği pek söylenemez. Çok ciddi bir meselede, örneğin bir yakınımızın (Allah korusun) trafik kazası geçirdiğini duyduğumuzda bütün dikkatimiz oraya yoğunlaşır. Böyle bir durumda yemek, içmek, uyumak gibi yaşamsal ihtiyaçlar dahi ertelenebilir. Efendimiz (sas) bu çerçevede kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesinin onun İslam’ının, Müslüman oluşunun getirdiği güzelliklerden olduğunu beyan etmiştir. Yani böyle bir insanın bu çerçevedeki gayretlerinin, çalışma azminin güzel yansımaları olacaktır.

 

Efendimiz (sas) çokça namaz, oruç, zekât veya cemaate devam etme gibi kavramları da İslam diye tanımlamıştır. Benzeri ifadelere Kur’an’da da rastlanılabilir. Çünkü bunlar da “Ben bu çerçevede çalışacağım, bu çalışmalar için zamanımdan, fiziksel ve ekonomik gücümden bir şeyler ayıracağım.” demektir.

 

Efendimiz’in (sas) “iman” kavramıyla tanımladığı hususlar da vardır, mesela;

Sizden biriniz kendi nefsi için sevdiği, istediği, arzu ettiği şeyi kardeşi için de sevip istemedikçe sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olmaz.”3 buyurmuştur ki böyle olamayan birisinin küfrüne hükmetmemek için "İman etmiş olmaz.” ibaresi “Hakiki manada iman etmiş olmaz.” olarak anlaşılmıştır. Kişinin kendisi için sevip istediği şeyi mümin kardeşi için de istemesi ise dünyaya kendisi hangi nazarla bakıyorsa başkaları için de öyle bakmasını gerektirir.

 

Bu bağlamda “İman yetmiş küsur bölümdür. En üstte “La ilahe illallah” sözünü benimsemek, en altta ise insanlara sıkıntı veren bir nesneyi yoldan kaldırmak vardır. Haya da imanın bir parçasıdır.”4 buyrulmuştur ki hadiste bahsedilen yoldaki herhangi bir taşı, çalıyı, herhangi bir nesneyi diğer insanların rahatsız olacakları düşüncesiyle kaldırmak, kendisi için istediği bir şeyi kardeşi veya diğer insanlar için de istemek demektir. Böyle bir insan zaten yola çer çöp atmayacağı gibi insanlara eza vermekten de sakınacaktır. Haya da kendisi için utanç verici olduğunu düşündüğü bir söz veya davranıştan diğer insanları da rahatsız etmemek için kendisini sakındırmaktır.

 

Yine: “Sizden biriniz, beni annesinden, babasından, çoluk çocuğundan ve herkesten çok sevmedikçe gerçek manasıyla iman etmiş olmaz.”5 buyrulmuştur ki Efendimiz’i (sas) sevmek, O'nun getirdiği vahyi, temsil ettiği hakikatleri sevmektir.

 

İlk Adımlar

 

Evet! “Allah kime kıymet verir?” konusundaki ilk kıymet ölçüsü “Evet Ya Rab! Ben senin gönderdiğin Rasulü kabul ettim. Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, nebi olarak Muhammed’den (sas) razı oldum. Bu istikamette çalışmaya başladım.” deyip Müslüman olmak ve Müslüman olduğu iddiasını bu şuurla tamamlamaktır.

 

Bu çalışmalarla bir meyve vermek, çalışmaların sonucunda az çok bir mesafe kat edip kendisini bir miktar değiştirmek ve böylece “mümin” olmak da ikinci değer mertebesi olacaktır.

 

Ayet ve hadisler iman kavramını basit bir mertebeye koymamaktadır. Bizler “La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah” diyen veya kelime-i şehadet getiren bir insana ve kendimize günlük dilde “mümin” deriz fakat kelime-i şehadeti kim söylerse o ancak Müslim olup İslam’a giriş adına bir adım atmaktadır. Tabiri caizse İslam’a kaydolmuş olmaktadır. Efendimiz (sas) de, Kur’an da böyle bir insana henüz “mümin” dememektedir. “Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama “Boyun eğdik-Müslüman olduk-Teslim olduk” deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah Ğafur ve Rahim’dir.”6 ayetinin işaretiyle ilk seviye İslam olmaktır. Yani teslim olduğunu, kabul ettiğini, benimsediğini, rıza gösterdiğini ve dahil olduğunu beyan etmektir.

 

Nereye Kadar İslam Nereden Sonra İman?

 

“Ben Müslüman oldum. La ilahe illallah Muhammedün Resulullah!” diyen, Amentü olarak bilinen İman esaslarının özetini benimsediğini beyan eden, “Evet! Allah vardır ve bize Muhammed-i Arabi’yi (sas) nebi olarak göndermiştir. Kur’an da Onun kitabıdır. Sahabeden ilk dönem alimlerine, onlardan sonrakilere ve bize kadar uzanan sahih hadisler de Efendimiz’in (sas) bize verdiği haberlerdir.” şeklinde bir kabul ile beraber kabul edilen ayet ve hadislerdeki hususlar üzerine çalışmaya başlamak Müslüman olmanın ilk adımıdır.

 

Kabulle beraber çalışmaya başlamamak da mümkündür. Pek çok insan sadece kabul ettiğini beyan edip işi orada bırakabilir. Ayet ve hadislerdeki hususlar üzerine çalışmaya hiç başlamayabilir. Kur’an kabul beyanı olmasına rağmen tevhid ve şehadet kelimelerini öylesine söyleyip çalışmayı kabul etmeyen kişilere “münafık” demektedir.
 



1 ) Mülk, 2

2 ) İbn Mace, Fiten, 12; Tirmizi, Zühd, 11; Müsned, I/201

3 ) Buhari, İman, 6; Müslim, İman, 71; Nesai, İman, 19

4 ) Buhari, İman, 3

5 ) Buhari, İman, 7

6 ) Hucurat, 14