9 dk.
27 Temmuz 2023
Ehli Kitapla Evlilik-gorsel
Youtube Banner

Ehli Kitapla Evlilik

Soru: Müslüman erkeklerin ehl-i kitap kadınlarla evlenmeleri caiz iken neden Müslüman kadınların ehl-i kitap erkeklerle evlenmeleri haram kılınmıştır? Aslında Kur’an ve sünnette böyle bir yasağın olmadığı, bu yasağı Hz. Ömer’in koyduğu doğru mudur?
 

Cevap: Meselenin birkaç farklı boyutu olduğu için konu maddeler hâlinde anlatılacaktır.

 

Birincisi: Geçmiş toplumlarda kadınların çoğu edilgen bir konumdadır. Bu da kadınların bir evlilikte erkeğe tâbi olan taraf olmaları sonucunu doğurmaktadır. Dünya tarihinde son yüzyılda kadın hakları konusunda yaşanan gelişmeler dahi bu durumu tam olarak ortadan kaldıramamıştır. Hükümler çoğunluğa göre verilir. Müslüman bir kadının edilgen ve tâbi olan taraf, gayrimüslim erkeğin de etken ve tâbi olunan taraf konumunda yer aldığı bir evliliğin İslam tarafından yasaklanması son derece doğaldır. Çünkü böyle bir durumda gayrimüslim bir erkekle evlenen Müslüman bir kadın zamanla dinini de kocasının dini karşısında edilgen hale getirecektir.

 

Ehl-i kitap kadınların Müslüman erkeklerle evlenmelerinin sonucu ise o kadınların zamanla İslam’a girmelerine, en azından ısınmalarına yol açabilecektir. Dolayısıyla bu konudaki genel hükmün sebeplerinden biri kadınların çoğunun geçmiş toplumlardaki edilgenlik durumudur.

 

İkincisi: Dinin pratikleri büyük oranda belirli bir çevre ve toplum içinde, diğer insanlarla etkileşim hâlinde yaşanır. İnsanın içinde bulunduğu çevrenin de o insanın dinine ve ahlakına tesiri büyüktür. Yüz kişiyi öldüren ancak sonunda affedilen bir adamın kıssasının anlatıldığı hadiste bu adamın danıştığı alim kişi adama “Falan memlekete gitmelisin. Çünkü orada Allah’a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah'a ibadet et ve bir daha kendi memleketine dönme. Zira orası kötü bir yer.” der.1 Bu hadisten de anlaşılan, kişinin içinde bulunduğu çevrenin onun salih bir insan olup olmamasında çok önemli bir etken olduğudur. O kadar ki, insan tövbesinin gereğini yerine getirmek ve bir daha eski günahlarını işlememek için de salih insanların oluşturduğu bir çevre içinde bulunmalıdır.

 

Evli bir insanın ise hayatında en çok beraber olacağı kişi, onun eşidir. Evli insanların dini hayatlarını yaşamalarında eşlerinin etkisi büyüktür. Dolayısıyla eş seçimi konusunda dini çağrışımları olmayan planlar yapmak, bu şekilde mutlu olunabileceğini düşünmek o kişinin iç dünyasında dine verdiği yer hakkında ipuçları veriyor olabilir ve bu husus üzerinde ciddiyetle durulmalıdır.

 

Eşten etkilenme konusu sadece kadınlar için değil erkekler için de geçerlidir. Aslında Müslüman erkeklerin gayrimüslim kadınlarla evlenmelerine izin verilmiş olsa da böyle bir evlilik genel olarak tavsiye edilen bir evlilik olmamıştır. Bu nedenle erkek olsun kadın olsun bir Müslüman, gayrimüslim birisiyle evlenme niyetinde ise böyle bir evliliği neden düşündüğünü, bu evliliği hangi açıdan makul bulduğunu kendine sormalıdır.

 

Diğer yandan bir insan, dininin veya dini duygusunun bir kısmını koruduğu için dinin bütününü koruduğunu zannedebilir. Örneğin halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeyi dindarların yönetmesini isteyen bir Müslüman sırf böyle düşündüğü için kendisini dört dörtlük bir dindar varsayabilir. Bununla birlikte aynı zamanda insanlara yumuşak davranma, çocukları veya çalıştırdığı işçileri arasında adaleti gözetme, harama bakmama, tartıya dikkat etme, eşine karşı hayırhah olma, sıla-i rahim gibi konularda zaafları olabilir. Dolayısıyla bir insanın din adına bir iki parçayı önemsemesi diğer parçaları da önemsediği ve nihayetinde dini bir bütün olarak hayatına dahil ettiği anlamına gelmez. Bir insanın, özellikle de mizacı etkilenmeye daha açık bir insanın dinin önemsenmediği bir evlilikte adım adım dinine dair bazı noktaları kaybetmesi mümkündür.

 

Üçüncüsü: Daha önceden dindar olarak tanıdığımız bir erkeğe uzun süre sonra rastlasak ve bu kişi; dinin farzlarıyla ve diğer pratikleriyle ilgisi olmayan bir kadınla (örneğin özel günlerinde alkol alan, beraber denize girebilecekleri, tesettürlü de olmayan bir kadınla) evlenmek niyetinde olduğunu söylese, bu erkeğin eskisi kadar dindar olmadığını, İslam’ın bazı şartları konusunda rahat biri olduğunu anlarız. Yani, dindarlığı az olan birisiyle evlenmeyi istemek bir erkek için bile (“bile” ibaresi içinde bulunduğumuz kültürel şartlar itibariyle zikredilmiştir) o kişinin dini o kadar da önemsemediği anlamına gelmektedir. Aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Daha önceden dindar olarak tanıdığımız bir kadının da gayrimüslim bir erkekle veya dindar olmayan, dinin pratiklerini önemsemeyen birisiyle evlenmeyi düşünüp planlaması o kişinin dini duygularında bir zayıflamayı gösterir.

 

Dördüncüsü: “Evlendikten sonra değiştiririm” düşüncesi ile ilgilidir.

 

Birinci maddede bahsedilen kadınların geçmiş toplumlarda edilgen oldukları gerçeği ayrı bir gerçektir, yer ve duruma göre bir kadının kocasını etkileyebilmesi ayrı bir gerçektir. Bir kadın, özellikle de şuurlu düşünen ve planlı davranan bir kadın; bir evlilik ilişkisinde kocasını elbette ki etkileyebilir.

 

Bununla ilgili toplumumuzda eskiden daha yaygın olan bir anlayış vardır. Disiplinli, ahlaklı bir yaşam tarzı olmayan bir erkeğin evlendikten sonra “adam” olacağı, hanımının o erkeği “yola getireceği” düşünülür. Ancak bu varsayımların büyük çoğunluğu gerçekleşmez.

 

Diğer yandan örneğin Risale-i Nur talebesi bir erkeğin hanımı da zamanla Nur talebesi hâline gelebilir ve etkinin karşılığı olarak kocasını daha fazla Risale-i Nur okumaya teşvik edebilir. Aynı şekilde erkek sosyalist ise kadın da zamanla sosyalist fikirlere sahip olur ve kocasının sosyalist literatürü daha fazla okumasını sağlayabilir. Diğer yandan kadınların kocalarının meslek tercihlerine, tüketim alışkanlıklarına ve yaşam tarzlarına da etkileri olabilir. Ancak ehl-i kitap erkekle evlenme meselesinde konu ilkesel, evrensel ve genel olanı, çoğunlukla karşılaşılan olguyu ifade etmektedir. Bu çoğunlukla karşılaşılan olgular, bu olguların arkasında yatan bir kaideyi göstermektedir ve istisnai durumlar bu kaidenin yok sayılması için yetersizdir.

 

Bir evlilik ilişkisi de dahil olmak üzere insanlar çoğunlukla mizaçlarını ve eğilimlerini pek değiştirmezler. Bir insan da başka bir insanı çok az ve istisnai durumlarda değiştirebilir. Uzun süren sabırlı gayretler, planlı davranışlar, şuurlu düşünceler ve insibağ meselesi gibi durumlar hariç başka insanları değiştirmek çok zordur. Sadece bir taraf çok ham, genç, çocuksu ise ciddi bir çabayla kısmen yönlendirilebilir. Ancak bu durumda da yönlendirmenin ne kadar başarılı olduğu tartışmaya her zaman açıktır.

 

Sonuçta bir kadının bir erkeği etkilemesi ihtimali, bir ihtimal olarak tek başına bir kadının “Evleneceğim kişi ehl-i kitap ve bu evlilik bana haram ama evlenirsem onu müslüman yapabilirim.” düşüncesiyle hareket edip ehl-i kitaptan birisiyle evlenmesini helal kılan bir durum değildir.

 

Beşincisi: Gayrimüslim bir erkekle Müslüman bir kadının evlenmesine dair Kur’an’da bir yasak bulunmadığını iddia edenler, bir konuda kendi fikirlerini Kur’an’a söyletmeye çalışmaktadırlar. Bunu yaparken de genel dilbilim ve mantık kurallarından uzaklaşmaktadırlar. Örneğin İsrailoğulları için olduğu söylenen 10 emirden onuncusu “Komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.” şeklindedir. Bu emrin “Komşun hariç herkesin her şeyine göz dikebilirsin.” anlamına gelmediği açıktır. Aynı şekilde “Müşrik erkeklerle kızlarınızı evlendirmeyin.” emrinin de “Müşrikler haricinde kızlarınızı istediğinizle evlendirebilirsiniz.” anlamına gelmediği ortadadır. Bu kadar açık bir anlamı görmezden gelip özellikle “Müslüman kadınlar gayrimüslimlerle evlenmesin.” şeklinde bir ifade aramak mantıklı ve anlamlı değildir.

 

Diğer yandan Hz. Ömer’in ise (ra) bu konudaki içtihadı ehl-i kitap erkeklerle müslüman kadınları evlendirmeyi yasaklaması değildir. Bilakis Hz. Ömer, ehl-i kitap kadınlarla Müslüman erkeklerin evlenmelerini yasaklamıştır. Değilse ehl-i kitap erkeklerle Müslüman kadınların evlenmelerini özellikle ve ayrıca yasaklamanın bir anlamı yoktur, bu yasak zaten Kur’an ve sünnette mevcut bir yasaktır. Hz. Ömer, Müslüman kadınların Müslüman erkekler tarafından eskisi kadar tercih edilmemeleri, Müslüman erkeklerin ehl-i kitap kadınlar içinde fuhşiyata meyilli olanlarla da evlenmelerinin artması gibi tamamen toplumsal nedenlerle Müslüman erkeklerin ehl-i kitap kadınlarla evlenmelerini sedd-i zerai kapsamında ve idari bir yetkiyi kullanarak yasaklamıştır. Ancak bu durum, helal olan bir durumu haram kılmak değildir. Yetkili merciin bazı şartlara göre mübah olan bir hususu geçici olarak kısıtlaması kabilindendir.

 

Altıncısı: Meselenin konjonktürel olup olmamasıyla ilgilidir. Bazı insanlar “Geçmişte kadınlar toplumsal hayata bu kadar karışmamıştı ve belirleyici değildi. Ancak bugün kadının toplumun her alanında belirleyiciliği daha da artmıştır. O halde bu hüküm o döneme özgüdür. Bu durumda günümüzde Müslüman bir kadın ehl-i kitap bir erkekle evlenebilir.” şeklinde düşünebilirler. Ancak mutlak hükümler zamanın ve şartların değişmesiyle zıddına dönüşmez. Yani namaz, oruç, hac, zekât, tebliğ anlamında cihad, adil olmak gibi farzlar toplumsal şartlara ve zamana bağlı değildir. Zaten bağlı olsa da bu meseleler her şartta ve dönemde farzdır. Mutlak haramlar da aynı şekildedir.

 

Olayın aslı daha çok bir yönlendirme gibidir. Bu konudaki hükümlerin alt metninde “Ey hanımefendiler! Siz bilmiyor olabilirsiniz veya farkında değilsinizdir ancak bu mesele sizi etkileyecek bir meseledir.” şeklinde bir mesaj olduğu da söylenebilir.

 

Sonuçta Müslüman bir kadının ehl-i kitap bir erkekle evlenmesinin haram oluşu mutlak bir emirdir. Aynen domuz eti yemenin, içki içmenin, zina etmenin ve hırsızlık yapmanın haram olması gibidir. Dolayısıyla taabbudidir, konjonktürel veya tarihsel değildir.

 

Allah Teala’dan algılarımızı, düşünce melekemizi, değer yargılarımızı ve hissiyatımızı kendi emir ve yasaklarına tam uyumlu hale getirmesini diler ve dileniriz.

 


1 ) Buhari, Enbiya, 54; Müslim, Tevbe, 46