7 dk.
16 Ağustos 2023
Geçmişteki Günahlar, Kirlilik Hissi ve Yuva Kurmak-gorsel
Youtube Banner

Geçmişteki Günahlar, Kirlilik Hissi ve Yuva Kurmak

Soru: Yakın zamanda nişanlımla ayrıldık. Birbirimizi çok seviyorduk. Nişanlımdan önce başka bir erkekle görüşmem olmamıştı. Evleneceğimize kesin gözüyle bakıyorduk. Nişanlılık sürecinde de bazı sınırları aşmış olduk ancak zina etmedik. Bundan dolayı kendimden çok utanıyorum. Çok kirlenmiş gibi hissediyorum ve bir sonraki görüşeceğim insana bu durumu muhakkak anlatmam gerekiyor diye düşünüyorum. Fakat böyle bir şeyi anlatmaya da asla kendimde yüz bulamıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum, üzgün ve mutsuz durumdayım. Ne tavsiye edersiniz?
 

Kısa Cevap: Zina durumu dışında evlenmeden önce yaşananları bir başkasına anlatmak gerekli değildir. Zina da evlilik ilişkisinin temeli olan güven kavramına dair temel bir mevzu olduğu için anlatılması gerekebilir ancak bu durumda bile zina eden insan tövbe etmiş, bu konuyu tamamen arkasında bırakmış, dünyaya bakışını değiştirmiş, tevbe nedeniyle manevi olarak başka bir hâle, başka bir ortama girmiş, gerçek bir değişim yaşamış ise geçmişte kalan zinanın anlatılması şart değildir. “Anlatılmasına gerek yok.” demek elbette “Önemli değildir, boşverin.” anlamına gelmez. Bu, konuyla ilgili bir şey sorulduğunda yalan söyleyin demek de değildir. Ancak yapılan bir yanlışı cehrî hale getirme, ifşa etme, açığa çıkarma, dolayısıyla insanı fasık-ı mütecahire (günahı açıkça işleyen ve bundan utanmayan, hatta bununla övünen, Allah’a ve insanlara karşı utanma duygusunu kaybetmiş insan) dönüştürme şeytanın büyük oyunlarından ve hilelerinden birisidir. 

 

Cevap: Evet, günah günahtır fakat günah esasen kişi ile Rabbi arasındadır. Başka insanları ilgilendiriyor gibi görünen günahlar dahi aslında başkalarını ilgilendiriyor değildir. Geçmişte bir hırsızlık olayına karışan bir insan da tövbe etmiş ve gerekli değişimi yaşamışsa parayla ilgili bir işe başvuracağı sırada bu durumu anlatmak zorunda değildir.

 

Diğer yandan, bir insan başkalarının gıybetini yapmaması gerektiği gibi kendisinin gıybetini de yapmamalıdır. İnsanın kendi günahını başkalarının yanında gündeme getirmesi, o günahı itiraf etmek kabilinden olsa da insan o günahın ağırlığını çekemez ve zamanla günaha karşı duyarsızlaşır, insanlara karşı da genellikle yüzsüzleşir. Bir insanın hatasının yüzüne vurulması ve ifşa edilmesi, insanı o hatayı artık çekinmeden yapacak hâle getirebilir. Bu ihtimal kendimiz için de geçerlidir ve kendi hatalarımızı da açıkça orta yere dökmenin bir faydası yoktur. Elbette insan kendini günahsız görmemeli, insanlara karşı böyle bir role girmemeli, nefsini tezkiye etmemelidir ancak spesifik olarak günahlarından da bahsetmemelidir.

 

Bir insanın kendi günahlarından açıkça ve rahatlıkla bahsetmesi onun hayırlı birisi olduğunu göstermez. Aksine gafil veya şerli olmaya yakın birisi olduğunu gösterir. Böyle bir insan başlarda öyle görünmese de kısa sürede duyarsızlaşabilecek bir insandır.

 

Elbette insan günah işlemese iyi olurdu ancak hadis-i şerifin de işaretiyle “Her insan hata eder, günah işler. Hata edenlerin en hayırlısı ise tevbe edenlerdir.”1 Yani günah işleyenlerin içinden en hayırlıları günahın günah olduğunu bilip ve fark edip onu bırakan, tevbe eden ve bir daha yapmamaya odaklanandır. Dolayısıyla insan günahının hiç affedilmeyeceği düşüncesine kapılmamalı, o günahını unutmamalı ama kendisine altından kalkamayacağı bir yük hâline de getirmemeli, günahının yükü altında ezilmeye başlayınca “Ey kendi nefislerine karşı çok günah işleyerek aşırıya giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O Ğafûr ve Rahîmdir.”2 ayetini, günahını önemsememeye eğilimli olduğu hâllerde de “Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Çünkü günah işleyenler yaptıklarının cezasını elbette çekeceklerdir.”3 ayetini hatırlamalı, denge durumunu muhafaza etmelidir.

 

Nişanlılık Statüsü

 

Nişanlılıkla evlilik aynı şey olmadığı gibi evlenmeyi kesin görmekle evlenmek de aynı şey değildir. Nişanlılık, sözlülük gibi durumların dini açıdan bir bağlayıcılığı veya ayırıcı bir hükmü de yoktur. İslam açısından iki insan ya evlidir ya değildir. Dolayısıyla nişanlıların birbirlerine karşı durumları ve sorumlulukları, mahremiyet ölçüleri birbirleriyle evli olmayan insanlarla aynıdır. Bu konu hakkında daha detaylı bir yazıya buradan erişebilirsiniz.

 

Kirlilik Hissi

 

İnsanın kendisini (özellikle de genç ise) duygusal bir yoğunlukla kirli hissetmesindense, sürekli ağlayıp depresif hislerle boğulmasındansa, hayata küsmesindense; bu kirlenme hissini aktif bir temizlik yapma vazifesi olarak görmesi daha iyi olacaktır.

 

Aktif temizlenme pek çok şekilde olabilir. Örneğin bu durumdaki bir insan kendisine bir hedef belirleyip;

 

-Çalışıyor ise aylığından bir miktar ayırıp her ay gerçekten muhtaç olanlara yardımda bulunabilir,

-Kur’an’ı üç kere hatim etmeyi hedefleyebilir,

-Üç hafta nafile oruç tutmayı düşünebilir,

-Tanıdığı veya ulaşabileceği var ise ihtiyacı olan on tane yaşlının, hastanın veya engellinin evine gidip ev temizliği, bulaşık, yemek, çamaşır gibi ihtiyaçlarını görebilir, onlara yardım etmeyi planlayabilir,

-Kırk gece kalkıp en az dört rekat nafile namaz kılıp en az on dakika bir evrad veya dua okumayı, istiğfarla meşgul olmayı düşünebilir.

 

Böylece bu kirli olma hissini bir bunalım anaforuna çevirmektense kendisini aktif olarak hayırlı bir amele zorlayacak bir vesileye dönüştürebilir. 

 

Bu konudaki bir hadis-i şerifte Efendimiz (sas) “Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’tan kork! Kötülük işlersen hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün.”4 buyurur.

 

Kur’an’da da; “Gündüzün iki tarafında gecenin de birbirine yakın saatlerinde dosdoğru namaz kıl! Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, iyi düşünenler için bir öğüttür.”5 buyrulur.

 

Sorudakine kısmen benzeyen bir olay saadet asrında da yaşanmıştır. Bir adam Efendimiz’e (sas) gelerek: “Ya Rasulallah! Ben Medine’nin uzak bir yerinde bir kadından yararlandım. Kendisine dokunmadan (onunla zina etmeden) ondan istifade ettim. İşte ben buradayım. Hakkımda dilediğin hükmü ver.” der. Orada bulunan Hz. Ömer (ra) o adama “Gerçekten Allah senin kusurunu örtmüş bulunuyor. Keşke sen de kendi kusurunu saklamış olsaydın.” der. Efendimiz (sas) o esnada bir cevap vermez. Adam kalkıp gidince de Efendimiz arkasından birisini gönderip adamı çağırtır ve kendisine yukarıda mealini verdiğimiz Hud suresi 114. ayetini okur. Bir başka adam ise “Ey Allah’ın Nebisi! Bu, (iyiliklerin kötülükleri gidermesi) özel olarak onun için mi?” diye sorar. Efendimiz (sas) “Hayır, bütün insanlar içindir.” buyurur.6

 

Gençlik çağında hayaller de hormonlar da çok güçlüdür. Bu nedenle gençlikte bir günahı günah olarak dahi zihinde hatırlayıp resmetmek pek doğru değildir. Dolayısıyla gençler bir günah işlemiş ancak o günahı terk etmişlerse işledikleri günahı tekrar tekrar düşünmemelidirler. Bu, hiç günah işlememişler gibi davranmalılar anlamına gelmemektedir. Ancak günahı bir obsesyon, bir takıntı haline getirip sürekli düşünüp durmanın bir faydası yoktur. Hatta aynı günahı düşünüp durmak şeytanın faydalanacağı bir husustur ve böyle durumlarda insanın aynı günaha tekrar düşmesi de daha güçlü bir ihtimal hâline gelebilir.

 

Günaha üzülmek ile günah nedeniyle tamamen depresif bir hâle gelip moral motivasyonunu tüketmek aynı şey değildir. İnsan günahına ağlayabilmeli, günah işlediği için pişman olabilmeli, kibre ve ucba kapılacağı zaman o günahı hatırlayıp haddini bilmelidir. Ancak depresif duygularla hiçbir zaman affedilmeyeceği, dünyanın en kirli insanı olduğu gibi hislere de kapılmamalıdır. 

 


 

1 ) Tirmizi, Sıfatul-Kıyame, 49; İbn Mace, Zühd, 30

2 ) Zümer, 53

3 ) En’âm, 120

4 ) Tirmizi, Birr, 55

5 ) Hud, 114

6 ) Müslim, Tevbe, 45