6 dk.
21 Kasım 2023
Boşanma Arşı Titretir mi? | 2. Kısım-gorsel
Youtube Banner

Boşanma Arşı Titretir mi? | 2. Kısım

Birkaç Örnek Vakıa
 

Diğer yandan Efendimiz (sas) zaten Hz. Sevde (rh.a) validemizi resmî olarak değil ancak pratik olarak boşamıştır diyebiliriz. 

 

Hz. Sevde validemiz ölen eşinin kardeşi olan Süheyl bin Amr’ı Bedir esirleri arasında elleri bağlı bir şekilde gördüğünde; “Ey Ebu Yezid! Şerefle ölmekten kaçtınız da kendi ellerinizle kendinizi teslim mi ettiniz?” demiş, Efendimiz (sas) de bu sözleri duyunca Hz. Sevde validemize “Ey Sevde! Bu sözü Allah’a ve Rasulüne karşı mı söylüyorsun?” demiş, Hz. Sevde validemiz de kendine gelerek “Ya Rasulallah! Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki Ebu Yezid’i (Süheyl bin Amr’ı) iple elleri boynunda kavuşturulmuş görünce kendime hakim olamadım da onun için bu sözleri söyledim.” demiştir.1 Bunun üzerine Efendimiz’in (sas) Sevde validemizi boşamaya niyetlendiği ancak Hz. Sevde’nin Efendimiz’den kendisini boşamamasını istediği, ahirette peygamber hanımı olarak haşrolmak istediği ve günlük hakkını Hz. Aişe (rh.a) validemize devrettiği, bunun üzerine de Efendimiz’in Hz. Sevde’yi boşamadığı bilinmektedir.

 

Ayrıca yine hadis ve siyer kaynaklarında “Tahyir hadisesi” olarak geçen bir olay vuku bulmuştur. Buna göre Efendimiz (sas) eşleri ile arasında çıkan görece olumsuz bir durumdan sonra Efendimiz 29 gün boyunca eşlerinden uzak durmuştur. Bu süreçte; “Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”2 ayeti nazil olmuştur. Efendimiz (sas) de bütün eşlerine bu ayeti okuyarak boşanmak istedikleri takdirde kendilerine nafakalarını verip boşanacağını, tercihin kendilerine ait olduğunu söylemiş, hiçbir hanımı boşanmayı istememiş, Allah’ı Rasulünü ve ahiret yurdunu istediklerini beyan etmişlerdir.3

 

Yine Efendimiz (sas) Hz. İbrahim (as) ve oğlu Hz. İsmail (as) hakkında şu vakayı anlatır: Hz. İsmail (as) evlendikten bir süre sonra babası Hz. İbrahim (as) onu ziyarete gider. Oğlunu evde bulamayınca eşine durumlarını sorar. Eşi durumlarından fazlasıyla şikayet eder. Bunun üzerine Hz. İbrahim (as) gelinine oğlu için “Kapısının eşiğini değiştirsin.” mesajını bırakır. Kapının eşiğini değiştirmekten maksat boşanmaktır. Hz. İsmail (as) eve dönünce babasının mesajını alır ve gereğini yaparak eşini boşar. Bir süre sonra Hz. İbrahim tekrar oğlunu ziyarete gider ve aynı şekilde oğlunu evde bulamaz. Hanımına durumlarını sorduklarında gelininden şikayet yerine şükür cümleleri duyar ve bu sefer oğluna “Kapısının eşiğini iyi tutsun.” mesajı bırakır. Hz. İsmail de (as) babasının bu mesajını anlayarak “O babamdır. Sen de evimizin şerefli eşiğisin. Babam bana seni hoş tutmamı ve iyi geçinmemi emretmiştir.”4 der.

 

Bir başka örnek de Hz. Ömer’in (ra) oğlu Abdullah bin Ömer (ra) ile ilgilidir. Hz. Ömer oğlu Abdullah’tan hanımını boşamasını ister. Abdullah bin Ömer olayı şöyle anlatır: “Nikahım altında bir kadın vardı. Kendisini seviyordum. Babam Ömer ise ondan hoşlanmazdı. Bana “Onu boşa!” dedi. Ben “Hayır!” dedim. O da Rasulullah’a gelerek durumu haber verdi. Allah Rasulü beni çağırarak “Ey Abdullah! Eşini boşa!” dedi, ben de boşadım.”5

 

Efendimiz’in (sas) Hz. Sevde’yi hatta tüm eşlerini boşamaya teşebbüs etmesi, Hz. İbrahim’in (as) oğlu Hz. İsmail’e (as) önceki eşini boşamasını söylemesi, yine Hz. Ömer’in (ra) oğlu Abdullah’tan (ra) eşini boşamasını istemesi, kabul etmeyince aynı emri Efendimiz’in (sas) vermesi göstermektedir ki; boşanmak ne haramdır, ne mekruhtur ne de Allah Teala’ya sevimsiz gelen çirkin bir fiildir. Eğer öyle olsaydı ne Efendimiz (sas) ne Hz. İbrahim (as) ne de Hz. İsmail (as) birer peygamber olarak Allah’a sevimsiz gelen bir ameli işlemezler, işlenmesini teşvik etmezlerdi.

 

Evlenme ve Boşanmada Realite ve Hayalperestlik

 

Evlenmek ne kadar normal bir davranış ise boşanmak da o kadar normal bir davranıştır. Elbette istenilmeyen veya beklenilmeyen bir durumdur ancak belli şartlarda gerçekleştirilmesi bazen kaçınılmaz, bazen de adeta bir vazife hâlini alacak kadar önemli bir gereklilik haline gelebilir.

 

Katolik mezhebindeki boşanmanın neredeyse imkânsız hale getirilmesi eğiliminin bir şekilde Müslümanlar arasına da girdiğini söyleyebiliriz. Bu durum belki aileyi koruma refleksinin toplumsal bir norm haline gelmesi ve zamanla dini kaynakların bu norma uygun yorumlanması nedeniyle olmuş olabilir. Ancak sebebi ne olursa olsun Kur’an ve sünnette boşanma fiili hiçbir şekilde insanların romantik eğilimlerine uygun bir şekilde ele alınmamış, hakkında çirkin veya haram/mekruh hükmü konulmamıştır.

 

İnsanlar evlilik ve boşanma konularında realiteye göre değil de hayallerine göre davranma eğilimine sahip olabilmektedirler. Yani evliliğe dair pek çok konu irrasyonel ve saf duygusal reflekslerle ele alınabilmektedir. Böylece anlık şikayetler ve anlık hayal kırıklıklarıyla boşanmaların arttığı da söylenebilir. Bu aslında sadece İslami hassasiyetlerin değil daha temel insani bazı hassasiyetlerin de kaybedilmesi demektir. Yani evliliğe ve boşanmaya dair realiteleri görememe ve ona göre davranamama aslında insanların zararınadır. İnsanlar salt duygusal ve hayalperest motivasyonlarla evlenince aynı irrasyonel nedenlerle de boşanacaklardır ve bu kaçınılmaz sayılabilir. Geçmiş dönemlerdeki alimlerimiz boşanmayı kolaylaştırmamak için “Boşanmak arşı titretir. Allah boşananları sevmez.” gibi sözler söylemiş olabilirler. Böylece evlilik birliğinin basit nedenlerle bozulmasını engellemek istemiş olabilirler. Ancak hakikatte evlenmek kadar boşanmak da normaldir, helaldir ve meşrudur. Üstelik pek çok durumda evliliği sırf devam etmiş olması için devam ettirmekte ve boşanmaya karşı direnmekte ciddi bir zulüm potansiyeli vardır ve bu eşler sırf boşanmadıkları için birbirlerine zulmetmeye devam ediyor olabileceklerdir. Dolayısıyla meseleye realite ve yaşamsal gerçekler açısından bakmalı, sebebi ne olursa olsun her türlü boşanmanın arşı titreteceği gibi uç söylemlere itibar edilmemeli, duygusal eğilimlerden çok gerçek ihtiyaçlar nazara alınmalıdır. Zaten örneklerde geçtiği üzere Hz. İbrahim (as) de Hz. İsmail (as) de sahabeler de Efendimiz (sas) de de böyle davranmışlardır.

 


 

1 ) İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, c. 15, s. 475

2 ) Ahzab, 28-29

3 ) Müslim, Talak, 1475

4 ) Buhari, Enbiya, 9

5 ) Müsned, X/492; Ebu Davud, Talak, 10; Tirmizi, Talak, 36; İbn Mace, Talak, 36