7 dk.
04 Nisan 2025
Namazı Anlayarak Kılmak | 1. Kısım-gorsel
Youtube Banner

Namazı Anlayarak Kılmak | 1. Kısım

Soru: Her gün namaz kılıyoruz ancak namaz esnasında gerçekleştirdiğimiz hareketlerin ve okuduğumuz duaların manasını tam olarak bilemiyoruz. Bu konuda bizleri bilgilendirebilir misiniz? Hangi hareketler hangi anlamları taşır ve okuduğumuz tesbihler-dualar neyi ifade eder?

Cevap: Namazın hakkıyla eda edilmesinin en temel unsurlarından biri, ibadet esnasında telaffuz edilen her kelimenin anlamını kavrayarak bilinçli bir şekilde namaz kılmaktır. Zira bilinçli bir ibadet şekilden öte bir anlam derinliği kazanır ve mümin için bir miraç mesabesine ulaşabilir. Bu yükseliş yalnızca sözlerin tekrarıyla değil, bu sözlerin içsel olarak idrak edilmesiyle mümkündür.
 

Bu çerçevede namaz esnasında telaffuz edilen ifadelerin anlamlarını ve gerçekleştirilen hareketlerin manalarını birlikte inceleyelim:

İftitah Tekbiri: Namaza Açılan Kapı
 

"İftitah" kelimesi bir şeye başlama ve kapıyı açıp girmek anlamlarına gelir. "Tekbir" ise yüceliğini ve büyüklüğünü görüp bunu ifade etmektir. Dolayısıyla iftitah tekbiri, Allah’ın mutlak büyüklüğünü tasdik ederek namazın kapısını açma ve ilahi huzura giriş yapma anlamına gelir.
 

İftitah tekbiri, bilindiği üzere "Allahu Ekber" diyerek alınır.
 

"Allahu Ekber" ifadesi dilbilgisi açısından "Allah en büyüktür." anlamına gelir. Ancak semantik açıdan değerlendirildiğinde "Büyük olan yalnızca Allah’tır." anlamına gelir. Çünkü Allah’tan başka ilah olmadığı gibi, hakiki manada büyük olan da yalnızca O’dur.

 

Kutsallaştırılan, kendilerine boyun eğilen, büyük görülen güçlerin ve sorgusuz sualsiz itaat edilen liderlerin ortak özelliği onların kibri, büyüklük ve üstünlük duygularıdır. Aynı durum bireysel düzeyde de geçerlidir. İnsan nefsi, kendisini başkalarından üstün görmeye ve büyüklük vehmetmeye eğilimlidir. Namaza "Allahu Ekber" diyerek başlayan bir mümin, bu ifadeyle yalnızca Allah’ın mutlak büyüklüğünü tasdik etmekle kalmaz, aynı zamanda kendi nefsini ve benliğini de ilahi huzurda boğazlayıp kurban eder. Bu bilinçle kılınan bir namaz, insanı sahte büyüklük iddialarından arındırarak hakikate yönlendirir ve kulluk bilincini derinleştirir.

İftitah tekbirinin alınmasıyla birlikte kişi dünyevi meşguliyetlerden sıyrılarak bambaşka bir manevi atmosfere giriş yapar. Artık dünya hayatına dair unsurlar geride kalmış, namazla birlikte ilahi huzura adım atılmıştır. Bu noktada normal şartlarda caiz olan bazı fiiller de artık haramdır. Dolayısıyla bu tekbire "Tahrim Tekbiri" (haram kılma tekbiri) adı da verilmiştir.


İftitah tekbiri Allah’tan başka her şeyi zihnen ve kalben terk ederek, sadece O’na yönelmeyi ifade eder. Bu yöneliş dünyevi meseleleri bir kenara bırakıp tam bir teslimiyetle Kâinatın Sultanı'na yönelme iradesinin ortaya konulmasıdır. Namazın başlangıcında alınan bu tekbir aynı zamanda bir nevi ahittir. Çünkü kişi bu tekbirle Allah’ın huzurunda bulunduğunu bilerek O’ndan gayrısını aklından ve kalbinden uzaklaştırmaya söz vermektedir.

 

Namaza giriş esnasında "Allahu Ekber" ifadesini telaffuz ederken aynı zamanda bu sözün derin manasını da idrak etmek gerekir. Mümin kendisinin mahşerde Allah Teâlâ’nın huzurunda hesap verecek bir kul olduğunu hatırlamalı ve bu bilinçle hareket etmelidir. İftitah tekbirini alan bir kul aslında şöyle demektedir:

 

"Allah’tan başka büyük yoktur. Diğer tüm büyüklük iddiaları aslında hiç hükmündedir. Ne kendi nefsimin büyüklüğüne kapılmalıyım ne de dünyevi otoritelerin büyük olduğunun vehmine düşmeliyim. Hamd sadece O'na ait olduğu gibi gerçek azamet, kibriya ve yücelik de yalnızca Allah’a aittir." İşte bu idrak namazın ruhunu anlamanın temelini oluşturur.
 

Sübhaneke: Allah'ı Her Türlü Noksanlıktan Tenzih Etmek
 

İftitah tekbirinden sonra namazda Sübhaneke duası okunur. Hanefi ve Hanbeli mezheplerine göre namazda bu duayı okumak sünnettir.
 

"Sübhaneke Allahümme" ifadesi "Allah’ım! Sen sübhansın, her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzaksın." anlamına gelir.
 

"Sübhaneke Allahümme" ve "Sübhanallah" gibi ifadeler, tesbih sözleridir. Tesbih etmek; Allah Teâlâ’nın hiçbir kusuru olmadığını, eksikliklerden münezzeh olduğunu tasdik etmek ve bu hakikati söz ve davranışlarla ortaya koymaktır.
 

Kur’an-ı Kerim’de göklerde ve yerde var olan her şeyin, meleklerin, gök gürültüsünün, dağların, kuşların, hayvanların ve yıldızların Allah’ı tesbih ettiği bildirilmiştir. Demek ki kâinat bir zikir korosu hâlinde Rabbini tesbih etmektedir. Namaz esnasında okunan Sübhaneke Duası işte bu büyük zikre katılım anlamına gelir. Mümin bu dua ile "Allah'ım! Senin zatında, isimlerinde, sıfatlarında, yaratışında ve icraatında hiçbir eksiklik yoktur. Sen tüm kusurlardan münezzehsin ve her türlü noksandan uzaksın." diyerek, Allah’ın mutlak kemalini kabul ettiğini beyan eder.

 

Aynı zamanda bu tesbih ifadeleri Allah’ı maddi ya da manevi anlamda herhangi bir varlığa benzetme, O'nu yaratılmışlarla kıyaslama gibi hatalara düşmekten korunmayı sağlar.

 

Son olarak belirtmek gerekir ki, "Sübbûh" ve "Sübhaneke" şeklinde yapılan zikir meleklerin en temel ibadetlerinden biridir. Melekler Allah Teâlâ’nın ilim, irade, kudret ve hikmetini doğrudan müşahede ettiklerinden, O’nu sürekli tesbih etmekte ve bu hakikati dile getirmektedirler. Namazda okunan tesbih sözleriyle, müminler de bu ilahi zikre katılmakta ve adeta meleklerin safına dâhil olmaktadır.

"Ve bi hamdik" ifadesi, "Hamd – yani her türlü övgü, yücelik ve şükür – yalnızca Sana aittir; sadece Sen buna layıksın" anlamına gelir. İnsanların birbirini övmesi, bazı şeyleri takdir etmesi mümkündür ancak her övgü özünde Allah’ın lütfu, izni ve inayetiyle gerçekleşir. Bu yüzden gerçek ve mutlak hamd yalnız Allah’a mahsustur.

 

Ve tebarekesmük: "Senin ismin mübarektir, bereket kaynağıdır." Allah’ın adının anıldığı yere rahmet iner, huzur gelir.
 

Ve teâlâ ceddük: "Senin şanın yücedir, varlığın her şeyden üstündür." Allah Teâlâ'nın zatı, kudreti, hükmü ve azameti her şeyin üzerindedir. O'nun büyüklüğü, yaratılmışların kavrayış sınırlarını aşan yüce bir hakikattir.

 

"Ve lâ ilâhe ğayrük": "Senden başka hiçbir ilah, ibadet edilecek hiç kimse ve hiçibr şey yoktur." Ne ibadete layık bir başka varlık vardır, ne de kulluk edilecek başka bir güç. Kalpler yalnızca O’na bağlanmalı, secdeler yalnız O’nun için olmalıdır.
 

Sübhaneke duası, namazda tekrar eden üç temel meseleyi; tesbih, hamd ve tekbir hakikatlerini bir araya getirir. Bu duayı anlamını kavrayarak ve hissederek okuduğumuzda bu hakikatleri daha iyi hissetmemiz mümkün olur. Böylece ibadet kuru bir tekrar değil; şuur dolu bir yönelişe dönüşür.

Euzü ve Besmele: Şeytandan Korunma ve Kelamullah’a Giriş
 

Sübhaneke duasından sonra, namazın bir diğer önemli aşaması olan Euzü Besmele gelir.

“Eûzü billahi mineşşeytânirracîm” yani; "Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, O’na iltica eder, yalnız O’na dayanırım."

Şeytanın özellikle namaz kılanlarla uğraştığı bilinen bir hakikattir. Peygamber Efendimiz (sas) bir hadis-i şeriflerinde şeytanın ezan ve kamet esnasında uzaklaştığını ancak bu sesler kesildiğinde geri döndüğünü; insanla kalbi arasına girerek, "Şunu hatırla, bunu hatırla" diyerek vesvese verdiğini bildirmiştir. İşte bu nedenle Eûzü Besmele sadece bir söz değil, şeytani etkileri savuşturan güçlü bir dua ve sığınmadır.
 

Kıraate başlamadan önce Euzü çekmek Kur’an’ın manevî iklimine giriş için bir hazırlıktır. Kur’an Allah’ın kelamıdır. İnsanın söz, duygu ve düşüncelerini bu ilahî hitabı dinlemeye hazır hâle getirmesi gerekir. Bu hazırlık da ancak şeytanın vesveselerinden ve kirli etkilerinden temizlenmekle mümkün olur.
 

"Bismillâhirrahmânirrahîm" ise "Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla" demektir.
 

Besmele her hayrın başıdır. Namaza başlarken bu ifadeyi kullanmak, Allah’ın sonsuz rahmetine sığınarak O’nun adıyla kıraate başlamak anlamına gelir. Aynı zamanda besmele ibadetin kim adına ve ne maksatla yapıldığını, kulluğumuzun kime ait olduğunu, hangi sıfatla Rabbin huzurunda durduğumuzu bize tekrar hatırlatır.
 

Besmele kulun boynundaki kulluk nişanesi, secdeye eğilen alnındaki tevazu mührüdür. Namaz da mühürle başlar, rahmetin kapısı besmeleyle aralanır.