10 dk.
29 Haziran 2022
İnsanı imana taşıyan ve iman etmeye engel olan faktörler | 3.Kısım: Pozitif bencillik-gorsel
Youtube Banner

İnsanı imana taşıyan ve iman etmeye engel olan faktörler | 3.Kısım: Pozitif bencillik

https://kurantime.com/insani-imana-tasiyan-ve-iman-etmeye-engel-olan-faktorler-2-kisim-imana-mani-hallerBu yazı, “İnsanı imana taşıyan ve iman etmeye engel olan faktörler” başlıklı yazı dizisinin üçüncü yazısıdır. Yazı dizisinin ikinci yazısına buradan erişebilirsiniz.

İnsanı İmana Taşıyan Faktörlerden Bir Tanesi: Pozitif Bencillik

Dünya imtihanı, esas olarak, bireysel bir imtihandır. Herkes tek başına hesaba çekilecektir. Bu gerçekten yola çıkarak “pozitif bencilik” ismini verebileceğimiz bir kavram oluşturalım. Türkçede bencillik genellikle; kendi menfaatlerini öne alma, başkalarının zararına da olsa kendi hesabını gütme olarak ve olumsuz bir şekilde anlaşılır. Ancak biz kavramı olumsuz manada kullanmayacağız. Hatırlayacağınız gibi, “Kim güzel ve makbul bir iş yaparsa kendisi için yapar.” (1) , “Kim kendisini arındırırsa o kurtuluşa erer.” (2) ,Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır.” (3) mealinde pek çok ayet vardır. Kuran’ın bu derslerine kulak verebilmek için ayetlerde kastedilen manada (ki o manaya ‘pozitif bencillik’ diyoruz) kullanacağız.

 

Bu kavramın yansımalarını günlük hayatta, halk dilinde, deyimlerde de görebilirsiniz. “Her koyun kendi bacağından asılır.”, “İnsan tek başına doğar, tek başına yaşar, tek başına ölür.” gibi cümleleri bazen öğüt bazen şikayet şeklinde duyarsınız. Mesela bir işe girersiniz, şirket “Biz bir aileyiz.” tarzında bir eğitim verir ve bunu slogan haline getirir. Ancak şirketi sizden iyi bilen tecrübeli birileri sizi uyarır, “Sonuçta bu bir şirkettir, yeterince kâr edemediğini düşündüğünde seni işten çıkarır. Sen kalbini fazla bağlama, maaş karşılığı yapman gerekeni yap ama iş yüzünden aileni ihmal etme.” gibi öğütler verir. Bunun gibi, günlük hayatın içinde insanın hadiselere kendi nazarından da bakması gerekliliği hususunda bazı dersler, öğütler vardır.
 

Kur'an bunu daha geniş bir çerçevede tekrar tekrar vurgular. Evet, hesaba tek başımıza çekileceğiz. Hatta Efendimiz (sav) bu işin zirve noktasını Hz. Aişe’nin (ra) “Siz kıyamette ailenizi hatırlayacak mısınız?” sorusuna verdiği cevapla göstermiştir. “Üç yer var ki, orada kimse kimseyi hatırlayamaz. Mizanda ameller tartılırken, defterler sağdan veya soldan verilirken ve sırat köprüsü kurulmuşken sıratın yanında.” (4) buyurmuştur. Efendimiz (sav) burada, kul olmanın neticesi, hesabın belli hallerinin mutlak yalnızlık içinde olduğunu vurgulamaktadır. Burada insanlar birbirlerini ne kadar severse sevsin, birbirlerine ne kadar yardımcı olursa olsun, birlikte ne kazançlar elde edilirse edilsin, ne kadar güzel vakit geçirilirse geçirilsin, her insana kişisel bir ömür sermeyesi verilmiştir ve nihayetinde bu sermayenin hesabı da yalnız verilir.

 

İnsan sosyal bir varlıktır. Pek çok kâra, kazanca, menfaate, aynı zamanda pek çok sorumluluğa da yine toplumun içinde sahip olabilir. Aileden başlayarak, yakın arkadaşlar, mahalle, şehir, ülke tüm insanlık gibi farklı katmanlardaki bu sosyalliğin insanın düşünmesine mani olabilecek, psikolojik veya gerçek, farklı baskıları vardır. Literatürde “mahalle baskısı” olarak geçen bu realite insanın tercihlerini etkiler. Kur’an’da anne-babaya ihsanla muamelede bulunmak, çok çarpıcı bir üslupla emredildiği hâlde (5),  itaat etme emredilmemiştir. Aksine, şirk gibi Allah’ın hoşlanmadığı tutum ve davranışları emrederlerse anne-babaya asla itaat edilmemesi açıkça emredilmektedir.(6) Kişinin, eşine ve çocuklarına iyi davranmasını tavsiye eden, emir buyuran pek çok ayet ve hadis olmakla beraber, “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için fitnedir (imtihan aracıdır).”(7) manasında da ayet ve hadisler vardır. 

 

Bir yönüyle, pek çok güzel vakitlerimizin, neşe ve mutluluğumuzun kaynağı olan anne-baba, eş ve çocuklar, komşular ve geniş çevremize karşı vazife ve sorumluluklarımız olduğu ancak onların da ötesinde tek başımıza bir hesabımızın bulunduğu asla akıldan çıkarılmamalıdır. Dünyanın farklı hallerinde de uhrevi olarak da insan, içindeki o “pozitif benciliği” desteklemeli, “Bu benim hayatım, ne yapıyorum, bunu nasıl değerlendireceğim, ne kazanıyorum ne kaybediyorum.” diye bakmalı, muhasebesini yapmalıdır. Bu bakış ve muhasebenin de doğru yapılması, şikayet ve hayal eksenli bir değerlendirmeden uzak durulmasına bağlıdır. Yani, “Hayatım ve zamanım geçiyor, ben ne yapıyorum!” diye depresif olur, içiniz daralır, hayata küserseniz muhasebe yönteminiz hatalı demektir. “Bu mevzuda daha proaktif davranayım, şu konuda daha cesurca hareket edeyim, zamanım ve emeğimin bir kısmını şu hayırlı işe ayırayım ki dünyada ve ahirette kazançlı çıkayım.” diyebiliyorsanız doğru yoldasınızdır. 

 

“Pozitif benciliği” destekleyecek en önemli kavram, literatürde rabıta-i mevt olarak geçen, kişinin kendi faniliğini, ölümlülüğünü, dünyada bir yönüyle çok uzun, bir yönüyle de çok kısa zaman geçireceğini hatırlamasıdır. Bu konuda gidip bir tabuta uzanmak, yeni kazılmış bir mezara yatmak gibi bazı tiyatral uygulamalar yapılıyor olabilir. Bunlar kişinin ruh haline, olgunluğuna bağlı olarak faydalı da olabilir, maksadın aksine gerçekliğin ağırlığından kaybettirip zararlı da olabilir. Konumuz o değil. Önemli olan kişinin ölümlü olduğuna dair bir şuura erişmesidir.

 

İnsan, ölümlü olduğu şuuruna eriştikten sonra, hayatın sadece kendisinin olduğu, ister kendi yaptığı seçim olsun ister birilerinin telkiniyle olsun, verdiği kararın faydasını da zararını da kendisinin göreceği, kendi başına hesap vereceği hissini beslemelidir. Tekrar altını çizelim; insan, ölümlü olduğu, akıp geçen hayatın içinde verdiği kararların mahsulünün iyi veya kötü sadece kendisine ait olduğu, tek başına hesap vereceği hissini beslerken düşündükleri içini daraltıyorsa, karamsarlığa sevk ediyorsa, bu beslemeyi negatif duygular eşliğinde yapıyor demektir. Yaklaşım yanlış olmuştur, düzeltilmelidir. Eğer kişi, bu tarz düşünceler sonrası herhangi bir biçimde enerjisinde artma, iradesinde güçlenme buluyorsa o zaman doğru yoldadır. Çünkü zamanın geçiciliğini fark eden insana farklı türden bir enerji gelir. Hani bazen ailenizi ziyaret edersiniz, bir haftayı orada geçirirsiniz ama en yoğun, en tatlı sohbetleri son anlarda yaparsınız. Ziyaretin geçiciliğini fark ettiğiniz o anlarda farklı bir cins enerji ve güç bulursunuz. Yaklaşım bu şekilde olmalıdır. 

 

Pozitif bencilik” yaklaşımına en ciddi zarar ise toplumsal etkilerden gelir. Bu hususta hayat tecrübenize göre gördüğünüz veya göreceğiniz örnekler vardır. Evli ve mutsuz insanlar görmüşsünüzdür. Dertlerini size anlattıklarında “Aslında ben bu kişiyle evlenmek istemiyordum ama anneme babama hayır diyemedim, onları mutlu etmek için evlendim.” diyebilir. Bir başkası mesleğinden dolayı mutsuzdur. O halde o mesleği neden seçtiği sorulduğunda da “Annem babam çok ısrar etmişti.” diyebilir. Sonuçta oluşacak olumsuzluklara temelde o insanın göğüs gereceği; evlilik, meslek seçimi, ikamet edilecek yer seçimi gibi önemli kararlarda o kişinin yakınlarının, bir büyüğünün, önemsediği bir arkadaşının teşvikinin bile ne kadar zararlı olabildiğini görmüşsünüzdür. 

 

Uhrevi meseleler, uhrevi sonuçlar dünya hayatı ile ilgili bu örneklerden çok daha büyük olduğuna göre “pozitif bencilik” yaklaşımına zarar veren bu toplumsal etkilere karşı korunmanın bazı yolları ve yöntemleri aranıp bulunmalıdır. O yolları ve yöntemleri şöyle sıralayabiliriz.

 

Kendi içimizde sakin bir merkez inşa etmek: 


 

Hiç kimsenin, en yakınlarınızın dahi haberinin olmadığı bir temel dua ve ibadet programınız bulunmalı. Belli bir duaya ve zikre devam edilmeli ama bunu sadece kendimiz bilmeliyiz. Yine mecburen bilecekler hariç (evlisinizdir, yaptığınız harcamayı eşinizin bilmesi gerekiyordur) kimsenin haberinin olmadığı bir sadaka ve hayır hasenat programınız olmalı. Bu, elbette ki bütün sadaka ve hayrınız gizli olsun, bütün ibadetlerinizi gizli gerçekleştirin demek değildir. Ama içinizde, çevrenizin övmesi veya sizi iyi bir insan bilmesiyle etkilenmeyecek bir merkezin bulunması önemlidir. Bu merkezi, ancak sizin ve Allah’ın bildiği, başka kimsenin haberinin olmadığı faaliyetlerde bulunarak gerçekleştirebilirsiniz. İnsan, şer işlerken bunu az çok gerçekleştirebilir. Çoğumuzun herkesten sakladığı bazı hata, günah ve kusurları vardır. Hayırlı amellerde de toplumdan etkilenmeyecek bu merkezi kendi içimizde inşa etmeye çalışmalıyız. Tamamen gizli yapmak mümkün olmadığı durumlarda da en azından içeriğini kimse bilmemeli. Mesela evinizde yalnız yaşamıyorsunuzdur. Doğal olarak sizin gece namaza kalktığınız fark edilecektir. Ama o gece ağladığınızı veya çok hisli bir namaz kıldığınızı söylemez, bu kısmı sadece Allah ile kendiniz arasında tutarsınız.


 

Yaptığımız hayır, hasenat ve yardımı Allah rızası için yapmak: 


 

Başta tebliğ, maddi yardım veya sair yardımları Allah rızası için yapmalı, bu konuda kendimizi bir şey veriyor gibi değil de bir şey alıyor gibi hissetmeliyiz. Kimsenin yardım olduğunu fark etmediği meseleler vardır, mesela bir arkadaşınız teklifsizce gelmiş, derdini tasasını anlatmış, sizin saatlerinizi harcamıştır ama kendisi de rahatlamıştır bunun neticesinde. Böyle durumlar da dahil olmak üzere, niyetinizi o derece Allah’ın rızasını kazanmak üzerine kurmalısınız ki, size teşekkür edilince bile şaşırmalısınız.

 

Hasta bir insanı, bebeğini besleyemeyen bir anneyi veya beş parasız yolda kalmış birini, yani gerçek bir ihtiyaç sahibini gördüğünüzde, “Ne kadar gariban bir insan, şuna bir yardım edeyim.” şeklinde değil de, “Ben ahirette hesaba çekileceğim, ateşten bir yoldan geçiyorum, kendimi buna karşı koruyayım.” düşünceleriyle yardım etmelisiniz. Tebliğ yapma, Allah’ı, (cc) Efendimiz’i (sav), Kuran’ı anlatma imkanı elinize geçse ve bir yerde bunu yapsanız, “Ne güzel, insanlara öğrettim, aydınlattım.” gibi değil de “Şükür ki beni ateşten koruyacak, ayağımı sabit tutacak, Allah’ın bana yardım etmesini sağlayacak bir şey karşıma çıktı.” diye düşünmelisiniz. 


 

Özetle insan, “Ben de kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Evet, başkalarına yardımım var, zira bu Allah’ın emri ve Efendimiz’in (sav) tavsiyesidir. İnsan kendisini sadece bir köşede ibadet ve tefekkürle kurtaramaz. İbadet ve tefekkür öncelikli gerekliliktir ama insanı başkalarına yardımı da ekleyerek kurtarır. Başkalarına yardım da başkaları kurtulsun fikrinden önce ben kurtulayım diyedir.” düşüncesini zihnine tekrar tekrar işlemelidir. Öyle ki, teşekkür edilince şaşıracak, cidden hayret edecek hale gelsin. Hani karnınız aç olur, bir köşede hızlı hızlı peynir ekmek atıştırırsınız. O esnada biri gelip size yemek yediğiniz için teşekkür etse, şaşırır ve “Benim karnım açtı o yüzden yiyorum, ne teşekkürü!” diye cevap verebilirsiniz. İşte aynen bu normallik içinde, “Sadece kendi ihtiyacım için bu tebliğde bulunuyor, bu hayrı yapıyorum.” diyebilmeli insan. Böyle diyebildikçe içimizdeki o “pozitif bencilik” hissini besleyecek, Kuran’a ve hadise daha sahih, daha derinlerden kulak verebilecek hale geleceğiz. 

 

İnsanı imana taşıyan, imanda derinleştiren şeyler konusunu farklı kavramlar ve farklı boyutlarıyla ele almaya devam edeceğiz. Yazı dizisinin üçüncü kısmı burada sona ermektedir. Dördüncü kısım yarın internet sitemizde yayımlanacaktır.

 


 

1 ) Casiye Suresi 15. Ayet

2 ) Şems Suresi 9. Ayet

3 ) Enam Suresi 104. Ayet

4 ) Ebû Dâvud, Kitâbüs-Sünne, 4755

5 ) (İsrâ suresi,17: 36.; Nisâ suresi, 4: 36)

6 ) (Lokman suresi, 31: 15.; Tevbe suresi, 9:23).

7 ) Tegabün, 15