12 dk.
18 Eylül 2023
İslam'a Göre Kadınlar ve Erkekler Arkadaş Olabilir mi? | Tek Parça-gorsel
Youtube Banner

İslam'a Göre Kadınlar ve Erkekler Arkadaş Olabilir mi? | Tek Parça

Soru: İslam’a göre bir kadın ve bir erkek arkadaş olabilir mi? Yani birbirleriyle resmi iletişim ve ilişkiler dışında telefonla konuşma, dışarıda buluşup muhabbet etme gibi standart arkadaşlık ilişkileri olabilir mi?

 

Cevap: Bu sorunun teorik ve pratik yönlerini birbirinden ayırmamız gerekir.

 

Teorik yönü itibariyle, birbirleriyle evlenmelerinde dinen bir sakınca bulunmayan bir kadınla bir erkek tesettürle ilgili emirlere uyarlarsa, kapalı bir ortamda yalnız kalmamaya dikkat ederlerse, kendi varlıklarının cinsel duygusal yönünü açığa çıkarıp ortaya dökmezlerse, birbirlerine bakmaları esnasında farklı hayallere kapılmazlarsa ve benzeri sınırlara riayet ederlerse arkadaş olabilirler.

 

Pratik yönü itibariyle, birbirleriyle evlenmelerinde sakınca bulunmayan (ve özellikle bekar olan) bir kadınla erkeğin elimizdeki pratik örnekler, hayat tecrübesi, gözlemler, insanların psikolojik ve biyolojik özelliklerine bakılınca yukarıdaki sınırlara riayet ederek arkadaş kalmaları mümkün görünmemektedir.

 

İnsanların büyük çoğunluğu (özellikle gençlik ve bekarlık durumlarında) hislerinin farkına varmazlar, duygularını tanımlayamazlar. Dolayısıyla hislerini inceleyip sebep ve sonuçlarıyla gözlemlemezler, araştırmazlar. Örneğin kadın veya erkek herhangi bir insan, bir gün yemeklerde fazla protein alma, akşam televizyonda izlediği bir komedi programında müstehcen espriler izleme nedeniyle bünyesinde cinsel bir enerji ağırlığı hissettiğini fark etmez. Daha doğrusu herhangi bir günün akşamında bünyesinde hissettiği cinsel baskının nedeninin o gün içinde yediği yemeklerden aldığı fazla protein veya akşam izlediği televizyon programı olduğunu bilmez. 

 

Meselenin toplumsal yönü itibariyle de kadın-erkek bir arada bulunulan karma yaşam tarzının da büyük oranda karşı cins tarafından görülme, farkına varılma, onaylanma veya beğenilme eğilimlerinden kaynaklandığı söylenebilir. Bir insan canının kahve çekmesi nedeniyle bir kafeye gidip kahve içip tatlı yediğini söyleyebilir ancak bu tip toplumsal davranışlarda da (evet, bu davranış büyük oranda toplumsal bir davranıştır) karşı cins tarafından görülme arzusu baskın olabilir. Bu noktada elbette bütün toplumsal davranışlarda bu arzu ve eğilimin birinci sırada olması gerekmez. Örneğin bir üniversite veya ehliyet sınavında bu eğilim arka sıralarda yer alabilir ancak tamamen yok olmaz. Çünkü yine o sınavlara girmek için evden çıkmadan tercih edilen kıyafetler o sınav esnasındaki görülme ve fark edilme eğilimine göre tercih edilmektedir.

 

Biyolojik açıdan hormonlar, psikolojik açıdan da görmek ve görülmek arzusu var oldukça kadınla erkek arasında masumane bir arkadaşlık ilişkisi pratik açıdan imkansıza yakındır denilebilir. Elbette bu noktada “arkadaşlık” kavramının ne olduğu, kişiler tarafından nasıl anlaşıldığı, hangi tür konuşmaların ve ilişkilerin arkadaşlık ilişkisi kapsamında değerlendirileceği de önemlidir.

 

Örneğin, orta öğretimden beri birbirleriyle iletişimleri olan, benzer kafa yapılarına ve zevklere sahip, aynı kitapları okuyup aynı filmleri izleyen bir kadınla bir erkek veya kadınlarla erkeklerden oluşan bir grup yıllar içinde iletişimlerini ve arkadaşlıklarını sürdürebilirler. Belirli vakitlerde bir araya gelip görüşüp konuşabilirler. Teorik açıdan bu durumun tek başına yasaklandığına dair bir ayet veya hadis bilmiyoruz. Ancak pratik açıdan görmek ve görülmek arzusu varken bu mesele de bu minval üzere devam edebilecektir.

 

Bir iş yerinde çalışan bir kadın düşünün. Bir de bu iş merkezinde giriş çıkışları kontrol eden, girenlerin üstlerini cihazla arayan erkek bir koruma görevlisi bulunduğunu farz edin. Bu ikisi arasında gün içerisinde sadece bir dakikalık bir iletişim olacaktır. Aralarında herhangi bir arkadaşlık veya duygusal bir irtibat da olmayacaktır. Birbirleriyle dertleşmeyecekler, birbirlerine duygularını derin bir şekilde açmayacaklar, birbirlerinin özel alanlarıyla ilgili bilgi alışverişinde bulunmayacaklar, birbirlerine fiziksel veya duygusal açıdan ihtiyaç da hissetmeyeceklerdir. Bu ikili arasındaki ilişki tamamen güvenlik görevlisi ve personel ilişkisinden ibarettir. Sınırları ve derinliği belli, önceden tahmin edilebilir davranış örüntülerinden oluşmuş bir ilişkidir.

 

Yukarıda örneklenen ilişki elbette bir arkadaşlık ilişkisi değildir ancak kadınla erkek arasındaki ilişkilerde sınırlara riayet etmek de neredeyse ancak bu tip ilişkilerde mümkün olabilmektedir. Bu sınırlara riayet edildiği müddetçe “arkadaşlık” ilişkisinin veya en azından samimi bir arkadaşlığın oluşması ne kadar mümkündür tartışılır.

 

Bu noktada “Kadın Erkek İlişkilerinde Sınırları Korumak” başlıklı yazımızın gözden geçirilmesi daha açıklayıcı olacaktır. 

 

Bir İtiraz ve Farklı Zamanlar, Farklı İnsanlar

 

Bazı insanlar Efendimiz (sas) döneminden de örnekler vererek kadınlarla erkekler arasındaki ilişki sınırlarının pek de dar olmadığını, Efendimiz döneminde kadınların mescide gidebildiklerini, toplumsal olayların içinde yer alabildiklerini, erkeklerle iletişimlerinin olduğunu öne süreceklerdir. Aslında söyledikleri yanlış da değildir. Ancak mesele kadın ve erkek arasında iletişim ve medeni ilişkilerin olup olmaması değil, bu ilişki ve iletişimin niteliği ile sınırlarıdır.

 

Günümüzde toplumsal yapının hangi değerlere göre şekillendiği, bu değerlerin nasıl belirlenip bir “değer” olarak tanımlandığı ve kabul edildiği bile net değildir. Kimse günümüz toplumunun dine göre şekillendiğini iddia edemeyeceği gibi tam olarak seküler modern değerlere göre şekillendiğini de savunamaz. İkisi arasında mantıklı bir karşılaştırma yapılamadığı gibi ikisinin harmanlanmasından oluşan bir değerler sisteminden de söz edilemez. Günümüzün karmaşası bu konuda bize net bir şey söylememektedir. Kısacası günümüzde dini veya seküler değerler sisteminin toplumlardan uzak olması dışında net bir toplumsal değerden bahsetmek pek mümkün değildir.

 

Hâl böyle olunca kadın erkek ilişkileri alanında da (dindar veya seküler olup olmaması fark etmeksizin) insanların nasıl davranacakları teorik olarak belli olsa da pratikte tam net değildir. Sonuçta da ortaya saçma, anlamsız görüntüler çıkabilmektedir.

 

Örneğin sosyal medyada camide namaz kılan bir erkeği izleyen tesettürlü kadının videosunu çoğumuz görmüşüzdür. Tablo o kadar anlamsız ve değerler yoksunudur ki dindarları da sekülerleri de aynı derecede rahatsız etmiştir. Bu görüntü kimilerine komik gelmiş, kimileri için utanç kimileri için ibret vesilesi olmuş, kimileri dindarların modern yaşam tarzına özentisi kimileri de İslami değerlere bir saldırı olarak değerlendirilmiştir. Ancak ortada tuhaf bir karikatür vardır ve bu karikatür bir camide sergilenmiştir. Karikatürün adına da “Romantik İslam” denilmiştir ki bunun ne romantizm kavramıyla ne de İslam’la bir ilgisi yoktur. Romantizm felsefî temellere dayalı edebî, sanatsal ve toplumsal bir akım iken İslam da Allah Teala’nın insanlara sunduğu son fırsatın adıdır. Bu durumda elimizde bize empoze edilmeye çalışılan alt metin ve kavramlardan soyutlanmış, sadece camide namaz kılan genç erkeği uzaktan baygın gözlerle izleyen bir genç kız görüntüsü kalmaktadır. Bu noktada “romantizm” olarak dikte edilmeye çalışılan kavramın aslında herkes için cinsel duyguları çağrıştıracak bir alt metni olduğu ortaya çıkacaktır ki bu hiç de abartılı bir yorum değildir.

 

Dolayısıyla bugün “İslam’da kadın erkek ilişkileri” denilince insanlar cami, başörtüsü, namaz, abdest, seccade gibi kavram ve objeler üzerinden “Evlensek de senin sakalından damlayan abdest sularını havluya ben silsem.” tarzında edebî derinlikten uzak, saçma ve içi boş çağrışımların etkisi altındadır. Böyle bir ortamda kadınlarla erkeklerin camide bir arada ibadet etmeleri elbette sağlıklı olmayacaktır.

 

Ayrıca günümüzde kadın erkek ilişkileri sağlıklı ve normal bir zemin üzerinde yürümemektedir. Dolayısıyla evlilikler de her zaman sağlıklı temeller üzerine kurulmamaktadır. Ancak Efendimiz (sas) döneminde insanların biyolojisi ve psikolojisi bugünkünden daha fazla ciddiye alınmakta ve o realiteye uygun davranılmaktadır. Örneğin insanlar erken yaşta evlenmektedirler. Günümüzde olduğu gibi yirmili yaşların sonunda veya otuzların başlarında bir evliliğe o dönemlerde rastlamak neredeyse imkansızdır. Bugün ise 17-18 yaşlarında evlenmek tuhaf karşılanmaktadır. Bakış açıları bu kadar değişmiştir.

 

Diğer yandan o dönemin toplumu vahiy atmosferinin etki alanında yaşamaktadır. İnsanlar Allah ve Rasulü'ne gerçekten inanmakta, bir ayet indiğinde o ayeti ve Efendimiz’in (sas) sözlerini ciddiye almakta, hayatlarına geçirmek için hiçbir mazeret ve bahane üretmemektedir. Allah ile insanlar arasındaki mesafe bugünkü kadar açılmış değildir. Dolayısıyla o dönemde bir kadınla erkek arasındaki zaten sınırlı gerçekleşen herhangi bir iletişimin bugünküyle aynı ölçüde etkileri olmayacağı açıktır.

 

Diğer yandan, Efendimiz (sas) dönemindeki kadın-erkek ilişkilerine bakılınca, o manada bir kadın-erkek iletişiminin makul olabileceği doğrudur. Ancak bugün o dönemdeki kalp saffetini sürdürebilen, kendi halinden haberdar, biyolojisinin ve psikolojisinin nasıl işlediğini bilen, realiteyle kavga etmeyip onunla uyumlu yaşayan kaç tane insan vardır, bu tartışılır.

Ruh ve Beden: Karşılıklı Etkileşimler

 

Arkadaşlık ilişkileri genellikle uzun süreli, düzenli ve karşılıklı etkileşimin olduğu, dayanışma gibi duygusal alışverişleri de barındıran bir ilişki türüdür. İnsanlar arkadaşlarıyla birlikteyken diğer insanlarla olduklarından daha rahat davranırlar, dertleşirler ve samimi bir iletişim kurarlar. Tahmin edileceği gibi, bu tip ilişkilerin hemcinsler arasında olması karşı cinsler arasında olmasından daha doğal olduğu için daha uzun sürelidir. Karşı cinsler arasındaki bu tip ilişkiler genellikle evlilik veya başka türden beraberliklerle sonuçlanır.

 

Peki neden?

 

Hasta doktor ilişkileriyle ilgili yapılan araştırmalar, hastayla doktor ilişkisinin farklı türden ilişkilere dönüşme süreçleriyle ilgili de bazı bilgiler vermektedir. Örneğin doktorlarla hastaları arasındaki mahrem ilişki sayısı psikologlarda oldukça fazladır. Yani psikoloğun erkek, danışanın kadın olduğu (veya tersi) durumlarda bu konudaki etik kurallar ne kadar sıkı ve açık olursa olsun mesele farklı türden ilişkilere dönüşebilmektedir ve bunun örnekleri hiç de az değildir.

 

Demek ki karşı cinsler arasında birbirlerine karşı duygusal-ruhsal durumların açılması bedenlerin de açılmasına yol açabilmektedir.

 

Evli birisinin karşı cinsten bir arkadaşına eşini şikâyet etmesi sonucu ikili arasında arkadaşlıktan öte duygusal bir bağın oluşmasına zemin hazırlanır. Araştırılması hâlinde bu durumun pek çok örneğiyle karşılaşmak mümkündür.

 

Bu gerçekleri insanlar kendilerine veya yakın çevrelerine yakıştırmakta oldukça zorlanırlar. İnsanlar bu durumları kendilerine yakıştıramasa da realite değişmez. Bu gerçekler bize erkek ve kadın arasındaki samimi ve sınırları net çizilmemiş bir arkadaşlık ilişkisinin problemli olduğunu göstermektedir. Çünkü bir arkadaşlık ilişkisinde olması beklenen dertleşme ve duygu paylaşımı gibi durumlar, karşı cinsler arasında ister istemez bir çekim alanı oluşturacak, arkadaşlık duyguları farklı duygulara dönüşecektir. Bu durumda uyulması gereken sınırlara riayet etmek de son derece zorlaşacak, hatta çoğunlukla imkansız hâle gelecektir.
 

Günümüz İletişim Teknolojileri ve Kadın-Erkek İlişkileri

 

Kadın-erkek ilişkilerinin İslami açıdan niteliği ve sınırları bellidir. Günümüz iletişim teknolojileri bu sınırları ne esnetir ne de daraltır. İletişimin niteliğini de değiştirmez. Bununla birlikte gelişen teknoloji bu konuda bazı avantajlar sağlayabildiği gibi kendine özgü dezavantajlar da oluşturabilmektedir.

 

Örneğin, insan herhangi bir sosyal medya uygulaması üzerinden iletişim kurunca kendi varlığını tam olarak karşıya yansıtmayabilir. Bu durum daha güvenli bir iletişim için avantaj sayılabilir. Ancak insanlar yazarak da, çeşitli emojileri ve bazı görüntüleri kullanarak da sınır ihlali yapabilirler.

 

Ayrıca karşı cinsten iki insanın telefonda, başka hiç kimsenin duymayacağı bir biçimde konuşmalarını veya kimsenin görmeyeceği şekilde mesajlaşmalarını, hadiste yasaklanan iki kişinin bir odada yalnız kalmasına benzetenler vardır. Halbuki bu durum (konuşmanın ve mesajlaşmanın içeriğinden bağımsız olarak) hadis-i şerifteki yasak kapsamına girmez. Çünkü söz konusu yasak fiziksel biçimde bir arada olmaya dairdir. Öyle bir ortamda iki insan birbirlerinden madden ve manen ister istemez etkileneceklerdir. Kastedilen ortam da başkalarının olmadığı dar bir alan olsa gerektir. Çünkü duygusal etkilenme için fiziksel yakınlık gerekir. Bu nedenle örneğin yüz metrekarelik bir toplantı salonunda bir kadının bir uçta bir erkeğin de öbür uçta bulunması yine baş başa kalma yasağına tam dahil olmaz. Elbette bir sakıncadan bahsedilebilir ancak Efendimiz’in (sas) söz konusu hadis-i şerifte bahsettiği, bir kadın ve erkeğin bir odada duygusal ve fiziksel etkilenmeye açık bir şekilde baş başa kalmalarıdır.

 

Bahsi geçen telefonla konuşma veya mesajlaşma durumu elbette tamamen sakıncasızdır da denilemez. Telefonla iletişim yüz yüze iletişim gibi değildir. Yazılı iletişim de sözlü iletişim gibi değildir. Sesli iletişimin doğurabileceği hisler yazılı iletişimde doğmaz. Ancak sesli veya yazılı iletişimin başkalarının görmeyeceği şekilde yapılması, özellikle de başkalarından bilerek gizli yapılması, başkalarının o iletişimden haberlerinin olmayacağı düşüncesi insanları daha rahat hareket etmeye, daha rahat konuşmaya itebilir. Bu yönüyle de hadiste yasaklanan, bir odada baş başa kalma durumuna benzetilebilir.

 

Tabii ki burada kast edilen telefon veya sosyal medya üzerinden kadın ve erkeğin arkadaşça konuşmaları ve yazışmalarıdır. Ancak bir erkeğin telefonda bir seyahat firmasının müşteri temsilciliğini yapan bir kadınla konuşması ve bu konuşmaya başka kimsenin muttali olmaması elbette aynı şey değildir.

 

Sonuçta bu konuda da insanların kendi bireysel bakış açılarına, niyetlerine ve amaçlarına bağlı bir değişken söz konusudur. Ancak insanların, özellikle de gençlerin, bekarlık durumunda kendi duygularından, biyolojik ve psikolojik bünyelerinin işleyişinden habersiz olmaları da söz konusudur. Dolayısıyla oldukça kaygan olan bu zeminde düşmeden yürümek için İslam’ın öngördüğü maddi ve manevi önlemleri almak, kendine aşırı güvenmemek ve iletişim boyunca dikkati ve teyakkuzu korumak önemlidir.