


Kadın ve Erkek Karışık Namaz Kılabilir mi?
Soru: Hocam merhabalar. Hollanda’da kadın ve erkeklerin karışık saf tutarak namaz kıldığı bir örnek gördük. Bu husus hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Bizim için Kur’an-ı Kerim kadar, onun hayata dökülmüş hâli olan sahih sünnet de temel dini kaynaktır. Bu çerçevede meseleye bakıldığında:
1-) Tarihsel Uygulama: Efendimiz (sas) döneminde kadınlar Cuma ve Bayram namazlarına katıldıkları gibi vakit namazlarında da cemaatte bulunurlardı. Ancak Asr-ı Saadet'in hiçbir döneminde kadın ve erkeklerin karışık saf tutarak namaz kıldığı vaki değildir. Tüm uygulamalar safların mahiyet ve yer olarak ayrılması şeklinde gerçekleşmiştir.
2-) İmamet Meselesi: O dönemde bir kadının, erkek cemaate imamlık yaptığına dair hiçbir örnek yoktur. Kaynaklarda geçen tek istisnai vaka; bir hanım sahabenin kendi ev halkına (içinde çocuk ve kölelerin bulunduğu bir topluluğa) imamlık yapmasına izin verilmesidir.(1) Burada da yetişkin ve hür erkeklerin arkasında saf tuttuğuna dair bir delil bulunmaz. Fıkhen bir kadının, kadınlar cemaatine imamlık yapması ise zaten caiz ve meşru görülen bir durumdur.(2)
3-) Hüküm ve Gerekçe: İbadetin gerektirdiği zihinsel ve duygusal saffet (huşû) açısından kadın ve erkeğin namaz esnasında fiziki olarak ayrışmalarının gerekliliği açıktır. Özel şartları olan ve makul bir düzenlemenin bulunamadığı Mescid-i Haram (Kabe) istisnası dışında, kadın-erkek karışık saf tutularak kılınan bir namazın fıkhen geçersiz olduğunu söylemek durumundayız.(3)
4-) Yanlış Anlaşılmalar: Kadın-erkek ayrı saf mecburiyeti kadınların illa arkada durması gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır. Eğer bu durumu (kadına değer verilmemesi) olarak anlayanlar varsa; imamın arkasından bir paravan çekilip, sağ ve sol bloklar halinde de saf düzeni oluşturulabilir. Buradaki esas gaye karşı cinsten gelecek görüntü, ses veya koku gibi uyarıcıların ibadetin manevi yoğunluğuna engel olmamasıdır.
Peki İslam neden bu ayrımı bu kadar önemser? Bu konuda kendi bilgi-birikimimiz çerçevesinde meselenin çeşitli hikmetlerine değinmeye gayret edelim.
Cinsel enerji mahiyeti itibarıyla çok keskin, yoğun ve hassas bir kuvvettir. Bu enerjinin yanlış kullanımı, sadece zina veya sapkınlık gibi doğrudan cinsel günahlarla sınırlı kalmaz; insanın diğer latifelerini (fakültelerini) de etkisi altına alabilir.(4) Ve insanî bir yön cinsel enerjinin tesiri altına girerse, orada sadece verimsiz-neticesiz ve çok abartılı davranışlara yol açar.
Buna göre cinsel enerjinin sirayet ettiği merkezlerdeki tahribatı şöyle sıralayabiliriz:(5)
Bu noktada yanlış anlaşılmamak adına şunu önemle ifade etmek isteriz: Elbette birazdan bahsi geçecek olumsuz davranışların çok farklı sebepleri ve çok katmanlı etkiler neticesinde şekillenmesi söz konusu. Bizim bahsettiğimiz etki, bu davranışların tek ve değişmez sebebi değildir. Farklı etkiler de her zaman mümkündür. Biz cinsel enerjinin sirayet ettiği merkezlerdeki tahribat sonucu ortaya çıkabilecek davranışların bazı örneklerini ifade etmeye çalışacağız.
Zihinsel Merkeze Etkisi: Cinsel enerji zihne sızdığında kişiyi fanatizme ve saldırgan bir üsluba sürükler. Ağzından tükürükler saçarak, öfke ve şehvet karışımı bir "gayretle" açık saçık kadınlardan bahseden vaizler veya tali meseleleri sanki iman-küfür davasıymış gibi ateşli şekilde tartışan kimseler buna örnektir. Bu, zihnin cinsel enerjiyle sarhoş olması halidir.
Hareket (Eylem) Merkezine Etkisi: Bu enerji eylem gücüne karıştığında ortaya şiddet ve tehlikeli abartılar çıkar. Rooftopping (özellikle yüksek binaların, gökdelenlerin veya çatıların kenarına güvenlik önlemi almadan çıkıp oralarda yürümek, sarkmak ve video/fotoğraf çekimi yapmak) gibi aşırı riskli sporlara duyulan anlamsız tutku, Hristiyanlık tarihindeki Engizisyon işkenceleri veya günümüzde IŞİD gibi yapıların sergilediği vahşet; bastırılmış veya yanlış yönlenmiş cinsel enerjinin eylem enerjisini etkilemesinin neticesidir.
Duygusal Merkeze Etkisi: Duygular bu enerjinin tesirine girdiğinde, sebepsiz ve abartılı kıskançlıklar veya fuzuli şeyleri biriktirme gibi sorunlar baş gösterir. “Allah benim sevgilimdir.” tarzı laubalice yapılmış söylemler de duygusal merkezin cinsel enerjinin tesirine girmesinin sonucunda ortaya çıkar.
Zihin ve Duygunun Ortak Etkisi: Cinsel enerji hem zihni hem duyguyu aynı anda kilitlediğinde “kişisel değerlilik hissi”, “evliya olma sanrısı” ve “gaybden haber alma iddiaları" ortaya çıkar. Bazı örneklerde bekar genç kızların "Yakaza(6) halinde Efendimiz (sas) geldi, bana şunları yazdırdı." şeklindeki iddiaları, genellikle bu enerjinin zihinsel ve duygusal merkezi birlikte etkilemesinin sonucudur.
Cinsel enerjinin yanlış etkilerinde kendini gösterme merakı ve ciddi hayasızlık öne çıkar. Gerek bazı "Onur Yürüyüşleri"ndeki (Pride) abartılı çıplaklık ve teşhircilik, gerekse kendini mehdi zanneden bazı kimselerin TV programlarında sergilediği hayasızlık aynı kökten beslenen savrulmalardır. Burada bir grubu toptan itham altında bırakmak niyetinde değiliz. Zihinlerde meseleyi somutlaştırabilmek adına belli örnekler vermemiz, "Onur Yürüyüşü" gibi gösterilere katılan herkesin aynı kategoride olduğuna dair bir düşünceye sahip olduğumuz anlamına gelmemektedir.
Sonuç olarak, cinsel enerji ile dini duygu ve düşünceler asla birbirine karıştırılmamalıdır. Bu ikisinin gayri meşru izdivacı, tarih boyunca insanlık ve din adına hep felaket doğurmuştur.
Dipnotlar
1-) Bu hadise, Ümmü Varaka (r.anha) olayı olarak bilinir. Hz. Peygamber (sas), Ümmü Varaka’nın Kur’an’ı iyi bilen bir hafıze olması sebebiyle, kendi hane halkına imamlık yapmasına müsaade etmiştir. Ancak buradaki izin kamusal bir alanı (mescidi) değil, özel mülkü (mahrem alanı) kapsar. (Ebû Dâvûd, Salât, 61)
2-) Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre kadının, sadece kadınlardan oluşan bir cemaate imamlığı müstehap/caizdir. Hanefî mezhebinde ise bu durum kerâhetle (mekruh olmakla) birlikte caiz görülmüştür. Bu durumda kadın imam, cemaatin önüne geçmez, ilk safın ortasında durur.
3-) Fıkıh literatüründe bu durum "Muhâzât-ı Nisâ" (Kadınla erkeğin namazda hizaya gelmesi) kavramıyla açıklanır. Özellikle Hanefî mezhebine göre; cemaatle kılınan namazda, arada bir engel olmaksızın kadının erkeğin hizasında durması, erkeğin namazını ifsat eder (bozar). Diğer mezheplerde ise bu durum namazı bozmasa da sünnete aykırı olduğu için mekruh kabul edilir.
4-) Tasavvufi psikolojide insanın içsel algı merkezlerine "Latife" (Latâif-i Aşere) denir.
5-) İnsanın zihin, duygu ve hareket (beden) olmak üzere üç temel merkezden yönetildiği fikri, kadim bilgelik öğretilerinde ve modern dönemde G.I. Gurdjieff’in "Dördüncü Yol" ekolünde sıkça işlenen bir insan tipolojisi analizidir. Metinde, klasik tasavvufi feraset bu modern şablon üzerinden yorumlanmıştır.
6-) Yakaza: Kelime anlamı "uyanıklık" olan tasavvufi bir terimdir. Uyku ile uyanıklık arasında gerçekleşen, kalp gözüyle manevi alemlerin müşahede edildiği hali ifade eder. Ancak bu halin sübjektif olduğu ve genel geçer bir dini hüküm kaynağı olamayacağı konusunda İslam alimleri hemfikirdir.
