11 dk.
09 Eylül 2023
Cehennemde Kadınlar Çoğunlukta mı Olacaktır? | 2. Kısım-gorsel
Youtube Banner

Cehennemde Kadınlar Çoğunlukta mı Olacaktır? | 2. Kısım

Not: Bu yazı, “Cehennemde Kadınlar Çoğunlukta mı Olacaktır” başlıklı yazı dizisinin ikinci yazısıdır. Serinin ilk yazısına buradan erişebilirsiniz. 

Beşincisi: 
 

Erkekler ve kadınlar arasında biyolojik farklılıklar olduğu gibi genel davranış tarzları açısından da farklılıklar vardır. Erkeklerin ve kadınların etkilendiği veya onların önem verdikleri konular açısından farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar herhangi bir üstünlük kriteri oluşturmaz. Aynı şekilde bu farklılıklar Allah katında değerli olmanın ölçütleri de değildir. Zaten “kadın-erkek eşitliği” kavramı biyolojik veya psikolojik bir kavram değildir. Hiç kimse her iki cinsin biyolojik ve psikolojik olarak eşit olduklarını zaten iddia etmez. Eşitlik kavramı hukuki bir kavramdır. Dolayısıyla iki cinsiyet arasındaki farklılıklar olduğunu söylemek cinsiyetçilik olarak görülmemeli; aksine, sıradan bir realitenin ifadesi olarak anlaşılmalıdır.

 

Realite böyle olduğu içindir ki İslam da bu realiteyi tanımıştır. Bu nedenle İslam’ın kadınlara ve erkeklere yönelik bazı emirlerinde farklılıklar görülmektedir. Örneğin cuma namazı veya cihadın farz olması erkekler içindir, kadınlar için Cuma namazı veya cihada katılmak farz değildir.

 

Bu realiteyi günlük hayatta da gözlemlemek mümkündür. Örneğin, her evlilikte görülebilecek tartışmaların konularına ve her iki tarafın birbirlerine yönelik itirazlarına bakılınca iki tarafın da meselelere kendi açılarından ve farklı yerlerden baktıkları zaten anlaşılacaktır.

 

O hâlde, dördüncü maddede de ifade edildiği gibi, kadınlarla erkekler arasında bir mesaja kulak verme, duyduğunu anlama ve hayata geçirme açısından bazı farklılıkların olması doğaldır. Bu farklılığı da dördüncü maddede verilen örnek üzerinden değerlendirmek mümkündür.

 

Altıncısı: Kur’an-i Kerim ve Efendimiz (sas) bazen kendi beyanlarını ciddiye alıp inanarak dinleme potansiyeline sahip olanlara yönelik şaşırtıcı ve sert görünebilecek hitaplarda bulunabilmektedir. Örneğin, Efendimiz’in (sas) eşleriyle arasında geçen bir meseleden dolayı “(Ey peygamber’in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de salih müminler de... Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.”1 buyrulur ki sıradan gibi görünen bir mesele hakkında bu kadar dehşetli ve ağır bir ifadenin varlığı insanı şaşırtabilir. Ancak sonradan anlaşılmaktadır ki ilahi mesajı dinleyebilme potansiyeli olan kadınların o mesajı dinlemeleri adına duygusal merkezin sarsılması gerekmektedir.

 

Elbette ki bu yöntemin her zaman ve her yerde, her insan için kullanılması doğru olmayacaktır. Dünya ve ahiret adına hayati önem taşıyan meseleler için sadece dinleyebilme potansiyeline ve belirli bir seviyeye sahip kişilere yönelik, onların duygusal merkezlerini sarsarak onlara hitap etmek son derece nadir ve istisnai bir yöntem olarak kullanılabilir. Çünkü öyle durumlar vardır ki ancak duygusal merkezin sarsılmasıyla insanda bir intibah, uyanış, kendine gelme gerçekleşebilir. Böyle ibareler veya sarsılma gibi durumlar zaten ilahi mesaja hiç kulak vermeyecekler için bir şey ifade etmeyecektir hatta bu insanlar bu ibareleri kabul edilemez bulacaklardır. Ancak bu durum ilahi mesajı dinleme ve ciddiye alma potansiyeli olanlar içindir.

 

Bu aynen şuna benzetilebilir: Bir insan herhangi bir nedenle şok geçirirken ona bir tokat atılır yahut bağırılır. Böylece şok geçiren insan kendine gelir. Bu durum nadiren ve belli şartlarda, belli kişilere uygulanırsa bir faydası olacaktır. Elbette her durumda herkese tokat atılmalı ve bağırılmalı demek değildir. Ancak şok geçiren insana tokat atılmasını haksızlık ve zulüm olarak görmek de yanlış olacaktır.

 

Yedincisi: Bu bilgiler ışığında, Efendimiz (sas) bir Ramazan Bayramı hutbesinde önce erkeklere ağır ve sert bir şekilde hitap etmiş, kadınlara sesini duyuramadığını anlayınca kadınlar cemaatinin bulunduğu yere geçerek onlara da benzer tonda bazı hatırlatmalarda bulunmuş, yani kısa bir hutbe vermiştir. Soruda bahsi geçen kadınların akıllarının ve dinlerinin noksan oluşu veya cehennemde çoklukla bulundukları şeklindeki ibareler de o hutbede dile getirilmiştir.

 

Aslında ilgili hadisin çevirilerinde cehennemde kadınların erkeklerden daha çok olduğu şeklinde bir çeviri tercih edilmiştir ancak “Kadınların çoğu cehennemdedir.” demek ile “Cehennemde çok kadın var.” demek farklı şeylerdir.

 

Diğer yandan kadınların ahiretleri adına bazı uyarılarda bulunmuştur ki bu uyarıları biraz ağır gelebilecek bir şekilde dile getirmiştir. Örneğin kadınlara; “Allah’tan sakının ve sadaka verin” dedikten sonra “lanet etmek” ve “kocalarına nankörlük etmek” davranışlarıyla ilgili önemli vurgularda bulunmuştur.

 

Bunun üzerine kadınlar cemaatinde bir uyanışla beraber ciddi anlamda sadaka vermeler görülmüştür.

 

Buradaki atmosferi bir düşünelim:

 

Efendimiz (sas) bir Ramazan Bayramı hutbesi vermektedir. Erkeklere yönelik ağır ve sert uyarılarda bulunmaktadır. Dolayısıyla hitap sadece kadınlarla ilgili değildir.

 

Daha sonra kadınlara sesin gitmediği anlaşılınca kadınların bulunduğu tarafa geçmiş ve onlara da ağır ve sert uyarılarda bulunmuştur.

 

Dolayısıyla Efendimiz’in (sas) önce erkeklere yaptığı uyarıları konu dışı bırakır, sadece kadınlara ağır ve sert uyarılarda bulunduğunu nazara alırsak hata etmiş oluruz.

 

Hatta, Efendimiz’in (sas) o esnada kadınlara yönelik sözlerine bakıp kadınlar hakkında genel bir hüküm çıkarmak da hatalıdır. Çünkü Efendimiz önce erkeklere hitap etmiş, ardından kadınlar tarafına geçerek onlara özel bazı uyarılarda bulunmuş, kadınlara sert ve duygusal bir şok vermiştir. O kadınları müminlerin anneleri olarak görürüz ve onlara yönelik özel bir şoklamadan yola çıkarak “Bütün kadınların aklı ve dini eksiktir.” gibi bir genellemeye ulaşamayız.

 

Diğer yandan Efendimiz’in (sas) hitap ettiği kadınlardan hiçbirisi “Sen nasıl aklımızın ve dinimizin eksik olduğunu söyleyebilirsin?” diye itiraz etmemiş, sadece içlerinden bir kadın meseleyi tam anlamak adına “Bu ne demektir?” diye sormuştur. Demek ki oradaki kadınlar cemaati Efendimiz’i doğru bir kulakla ve Onu Rasul kabul ederek dinlemişler, gerekli dersleri almış ve derhal uygulamışlardır.

 

Ayrıca erkek sahabe efendilerimiz arasında da kadınlara bizim bu hadisten bugünkü anladığımız manayla bir yaklaşım olmamış, böyle bir tartışma çıkmamıştır.

 

Demek ki o mübarek kadınlar Efendimiz’in (sas) demek istediğini tam anlamış, mesajı tam almış, muhtemel cehennem azabı riski karşısında nafilelerini, oruçlarını, sadaka vermeyi çoğaltmış; eşlerine, komşularına ve çocuklarına karşı daha yumuşak davranmaya başlamışlar, kalplerinde zaten var olan Allah korkusu daha fazla yer etmiş ve sağlamlaşmıştır.

 

Hâl böyle iken ister alim ister yarı alim ister cahil olsun bir mümin erkeğin meselenin bütün bu boyutlarını göz ardı edip, kalkıp “Demek ki kadınların aklı ve dini eksiktir.” gibi bir sonuca ulaşması, bu sonucu da kadının kültürel olarak aşağılanmasına, geri planda tutulmasına malzeme etmeye çalışması son derece yanlış olacaktır.

 

Üstelik Efendimiz (sas) bu hadislerinde kadınlarla erkekleri karşılaştırmış değildir. Erkekler bu konularda illa bir karşılaştırma yapacaklarsa kendilerine yönelik, kendilerinin zaaflarını dile getiren pek çok ağır ve sert uyarıyla ilgilenebilirler. Efendimiz burada bir kadın cemaatine karşı, onları ahiretleri adına intibaha getirecek şekilde konuşmuştur. Dolayısıyla konu kadın ve erkek cinsleri değil; ahiret, cehennem, kendini Allah’ın azabından koruma adına dikkatli olma meselesidir. Konuya kadın-erkek meselesi olarak bakmak ciddi bir nasipsizlik ve anlayışsızlıktır.

 

Sekizincisi: Soruda geçen ibarelerde, Efendimiz’in (sas) hadis-i şerifi ve o hadiste beyan buyurulan sözlerde rahatsız olacak herhangi bir husus yoktur.

 

Biz insanların özellikle bu çağda gerçeğin ifadesinden rahatsız olma temayülümüz vardır. Elbette gerçeğin ifade edilmesi ile o gerçekten ve ifadeden rahatsız olmak iki farklı uç sayılabilir. Bir yanda gerçeğin ifade edilmesinde üsluba dikkat edilmelidir. “Selamün Aleyküm kör kadı!” hikayesi meşhurdur. Bir adam komşusunu sürekli doğru söylediği için kadıya şikayet eder. Kadı bu şikâyete şaşırır. Şikâyet edileni huzuruna çağırır. Kadının bir gözü az görmektedir ve gözünde bir beyazlık vardır. Şikâyet edilen kişi “Selamün Aleyküm kör kadı!” diyerek huzura girer. Kadı efendi durumu anlar ve “Bu kadar doğruculuk fazla!” diyerek o kişiyi uyarır. Şikâyet edilen kişinin söylediği doğrudur fakat bunu söyleme tarzı yanlıştır. Ancak bu noktada kadı efendinin bu kişiye aşırı alınganlık göstererek fazla ceza vermesi de doğru olmayacaktır.

 

Diğer yandan, örneğin yazmayı yeni öğrenen çocuklar başlarda harfleri yamuk ve çirkin yazarlar. Bu son derece doğaldır. O çocuklara “Çok çirkin yazmışsın!” denilirse çocukların kabiliyeti yavaş gelişecek belki hiç gelişmeyecektir. Ancak “Güzel yazmışsın ama şu şekilde yazsan daha güzel olur.” tarzında bir yaklaşım çocukların gelişimine daha çok katkı sağlayacaktır.

 

Dolayısıyla bu tür meselelerde anlatıcı konumundaki kişiler dikkatli olmalıdır. Ancak dinleyen konumundaki kişiler de gereksiz alınganlıkları fazla sürdürmemeli, anlatılan meselenin gerçekle uyumlu olup olmadığına odaklanmalıdırlar.

 

Bir şey gerçekse gerçektir. Sebebi, kaynağı ne olursa olsun gerçeği eğip bükmek ve kabul etmemek makul değildir. 150 cm boyundaki bir insan basketbolcu olmaya heveslenmekte ise ona basketbolcu olamayacağı bir şekilde söylenmelidir. O insanın da buna itiraz edip durmasının, bu gerçeği kendisine bir hakaret olarak algılamasının bir alemi yoktur.

 

Benzeri şekilde Efendimiz (sas) bir konu hakkında bir söz söylemişse veya bir insana yahut bir grup insana eksikliklerini ifade etmişse o konuda bir eksiklik var demektir. Bu durumda yapılması gereken alınganlık göstermek, itiraz etmek, kabul etmemek değil, eksikliği gidermeye çalışmaktır. Ancak böyle bakılırsa Efendimiz’in (sas) sözüne doğru kulak vermiş olabiliriz.

 

Dokuzuncusu: Kadınların akıllarının ve dinlerinin yarım olması ibarelerine gelince: Bu ibarelerde kadınların zihinsel melekelerinin erkekler kadar gelişmemiş olduğu gibi bir anlam yoktur. Çünkü Efendimiz (sas) şahitlik konusunu örnek vermiştir. Kadınların şahitliği ise mutlak, her alanda geçerli hükümlere tabi değildir. Kadınlar o dönemlerde, toplumu daha çok ilgilendiren, özellikle ticaret veya ceza davalarıyla ilgili konularda daha az tecrübeli oldukları, o konuları pek bilmedikleri için tanıklıkları da erkeklere nazaran daha geri planda değerlendirilecektir. Günümüzde kadınların toplumsal hayata karışma oranları o dönemlere nazaran daha fazla olmasına rağmen onların hâlen askerlik, polislik, inşaat veya maden işleri gibi bazı konularda daha tecrübesiz oldukları malumdur. Elbette bu alanlarda da kadın varlığı söz konusudur ancak hükümler tek tek bireyler üzerinden değil genel durumun ortalamasına göre verilir. Diğer yandan erkeklerin de kadınlara nazaran daha tecrübesiz, dolayısıyla akıllarının ermeyeceği konular vardır. Zaten bu nedenle İslam Hukukunda tek bir kadın şahidin beyanıyla hüküm verilecek meseleler olduğu gibi bir kadının tanıklığıyla hüküm verilemeyecek meseleler de vardır. Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Mesela emzirme ve süt annelik gibi konularda erkeklerin tanıklığına İslam Hukukunda itibar edilmemektedir.

 

Dinin yarım olması ibaresi ise kadınların erkeklerden daha az dindar oldukları anlamına gelmemektedir. Bilakis Efendimiz (sas) kadınlarda daha çok rastlanabilecek bir riske işaret etmiş ve bu konuda kadınları uyarmıştır.

 

Sonuç olarak;

 

Efendimiz’in (sas) bu hadis-i şerifteki ibareleri kadınlarla erkekler arasında bir karşılaştırma yapmamaktadır. Dolayısıyla hiç kimse bu konuda kadınlarla erkekler arasında bir mukayeseye gitmemelidir.

 

Efendimiz (sas) bu hadis ile “Kadın erkeğin yarısıdır.” şeklinde bir anlamı kast etmemiştir. Dolayısıyla mesele cinsiyet meselesi değil, ahirete ait bir konudur, o bağlamda değerlendirilmelidir.

 

Efendimiz’in (sas) bu sözleri söylerken asıl amacı orada hazır bulunan sahabi kadınları intibaha getirmek, onları belli bir riske karşı uyarmaktır. Bunu yaparken de o mübarek annelerimizin duygusal merkezlerini sarsacak derecede bir miktar ağır ve sert ifadelerde bulunmuştur. Sonrasında gelişen olaylara baktığımızda ise o mübarek kadınlar Efendimiz’in (sas) mesajını almış, konuya ciddiyetle eğilmiş, eksikliklerini tamamlamak için ciddi bir çaba içine girmişlerdir. Bu hadisi ve hadisteki ibareleri okuyup anlayan mümin kadınlar da erkekler de meseleye böyle yaklaşmalı ve o hadise muhatap olan kadın-erkek herkes, kendi bireysel eksikliklerine odaklanmalıdır.


1 Tahrim, 4