11 dk.
06 Mart 2023
Başımıza gelen iyilikler Allah'tan, kötülükler kendimizden midir?-gorsel
Youtube Banner

Başımıza gelen iyilikler Allah'tan, kötülükler kendimizden midir?

Soru: Aşağıdaki ayetin ışığında başımıza gelen iyi kötü her şeyi Allah’tan bilmek mi daha doğrudur yoksa iyi şeyleri Allah’tan kötü şeyleri kendimizden bilmek mi daha doğrudur?

Başınıza gelen her musibet, işlediğiniz günahlar, ihmal ve kusurlarınız nedeniyledir. Hatta Allah onların çoğunu da affetmektedir.”1
 

Cevap: Öncelikle ayet ve hadisleri doğru anlamadaki ilk ve en önemli kaideyi hatırlayarak başlayalım: Bir konudaki benzer içerikli ayet ve hadislerin hepsini bir arada değerlendirmek…

 

Başımıza gelen musibetlerle ilgili benzer içerikli ayetler olup olmadığına baktığımızda Kur’an’da birden fazla ayetle karşılaşırız.

 

“Nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; hatta isterseniz sağlamlaştırılmış yüksek kalelerde olun. Onlara bir iyilik geldi mi “Bu Allah’tandır” derler. Bir kötülük geldi mi, “Bu sendendir” derler. De ki: Hepsi Allah'tandır. Ne oldu bu kavme ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyor.”2

 

Dolaylı da olsa “Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz.”3 ayeti de aynı konunun farklı bir yönünü ifade etmesi itibariyle dikkate alınmalıdır.

 

Dolayısıyla bir konuda tutarlı bir yorumda bulunabilmek için holistik bakış, bütüncül değerlendirme önemlidir. Buna isterseniz global nazar da diyebilirsiniz. Aynı konudaki tüm ayetleri yan yana koymadan bir hükme varmaya çalışırsanız yanlış bir sonuca ulaşabilirsiniz.

Evet! Başımıza gelen iyi-kötü her şeyin Allah’tan olduğu da, başımıza gelen fenalıkların kendi ellerimizle kazandıklarımız olduğu da ayetlerde belirtilmiştir.

 

Diğer yandan Arapçada bir insanın kısmeti “kuş” (Tayr-Tıyera) kavramıyla açıklanır. Kur’an’da da aynı kelimenin farklı varyantları uğur-uğursuzluk4, talih-kazanım5 gibi anlamlarda kullanılmıştır. Özellikle İsra suresi 7. ayette “Her insanın amelini (kendi elleriyle yazdıkları kendilerine ait amel defterlerini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.” buyrulmaktadır ki “Tâirahû” ibaresi sözlük anlamı olarak “kuşlarını” demektir ancak terim olarak insanın kendi elleriyle hazırladığı kişisel kaderini, kişisel ömrünü ifade etmektedir. Bir başka ayette de Hz. Salih’in (as) kavmiyle diyaloğu anlatılırken “(Kavmi Salih’e) Şöyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık. Salih: Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı) dır. Hayır, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi.”6 ibaresinde geçen “Tayyernâ ve Tâirukum” kelimeleri de uğursuzluk anlamında kullanılmıştır ve Hz. Salih kavminin uğursuzluk saydığı şeylerin asıl sebebinin veya yaratıcısının Allah Teala olduğunu söylemiştir.

 

Sonuç olarak Kur’an’da insanın başına gelen iyi şeyleri Allah’a kötü şeyleri insanın kendisine izafe eden ayetler olduğu gibi her ikisini Allah Teala’ya izafe eden ayetler de vardır. Bu konuyu derli toplu anlamak için öncelikle bu husus bilinmelidir.

 

O hâlde her iki grup ayeti de göz önünde bulundurarak bütüncül bir değerlendirme şu şekilde yapılabilir:

 

Öncelikle: Bizler, bizim için seçilmiş ve uygun görülmüş, bazı noktalarını değiştiremeyeceğimiz bir hayatla karşı karşıyayız. Anne ve babamızın kimler olacağını, nerede, hangi cinsiyetle doğacağımızı, boy ve kiloya dair genetik özelliklerimizi, hangi coğrafyada hangi kültürün ve milletin içine doğacağımızı kendimiz seçmiş değiliz. Bunların her biri üzerinde sınırlı tasarruf imkânımız vardır. İnsan genetik özelliklerini tamamen değiştiremese de genetik özelliklerinden kaynaklanan diyabet eğilimine karşı gerekli önlemleri alarak bu riski savuşturabilir. Boy ve kilosunu dengede tutabilir. IQ açığı varsa çalışarak kapatabilir. Ancak bunların hepsi sınırlı olacaktır. Demek ki kader tarafından sıkı sıkıya örülmüş bir yapı içinde kendi irademizin de doğuracağı bazı sonuçlar ile baş başayız. İyilikte de kötülükte de bu durum değişmeyecektir. 

Allah Teala bunu ifade ederken “Biz herkesin kuşunu (kaderini, talihini, kendi elleriyle yazdıkları amel defterlerini) boyunlarına astık.” der. Diğer taraftan da “Şükrederseniz nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz azabım şüphesiz çok çetindir!”7, “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”8 gibi ayetlerle insan iradesinin söz konusu olduğu durumlarda hem iyi sonucu hem kötü sonucu insana bağlamış, insan sorumluluğunu ve iradesini nazara vermiştir.
 

Tam şu anki saatten itibaren, yani bu yazıyı okuduğunuz saatten itibaren önünüzdeki 24 saati düşünebilirsiniz. Eğer ölmezseniz, bu 24 saat içinde istediğiniz sevapları da istediğiniz günahları da kazanabilirsiniz. Boşa geçen bir 24 saati de tercih edebilirsiniz, dünya ve ahiret hayırları adına dolu dolu bir 24 saati de tercih edebilirsiniz. Elbette şimdiye kadar yaşadığınız ve değiştiremeyeceğiniz şeyler olmuş olabilir. Maddi imkanlarınız sınırlı olduğu gibi psikolojik imkanlarınız da sınırlı olabilir. Ancak herhangi bir 24 saati sınırlı veya sınırsız imkanlarla değerlendirmek kendi şartları içerisinde ele alınabilecek bir konudur. Bu nedenle de imkanlar ve fırsatlar ne kadar sınırlı olursa olsun bir günü hayır adına değerlendirmek de şer adına değerlendirmek de insanın kendi elindedir. İnsanın “kendi eli” o an içinde bulunduğu durumudur. Çok zengin veya çok fakir birisi olması, çok alim veya çok cahil birisi olması o anki durumun belirleyicileri değildir. 

 

Bu hakikat 24 saat için geçerli olduğu gibi bir hafta için de bir ay için de geçerlidir. 

 

Sonuçta insanda “irade” vardır ve hakkı verilmelidir. Hakkı verildikten sonra da bir şeyler mutlaka değişecektir. İnsan kendini son derece bitkin, yorgun, halsiz hissettiğinde, hiç enerjisi kalmadığı hallerde bile yattığı yerden yorganın altında Allah Teala’ya yönelip Ondan bir şeyler isteyebilir. Derdini dillendirebilir. Gönlünde zihninde hayaller, planlar kurabilir.

 

Diğer taraftan insanın alacağı tüm pozisyonlar kendisine bağlıdır. Bir satranç tahtasını biz çizmedik. Karelerin sayısını, siyah ve beyaz taşların cinslerini ve sayılarını biz belirlemedik. Ancak bir kere satranca başladıktan sonraki tüm hamleler bizim hamlelerimizdir. Satranç oynarken değiştiremeyeceğimiz hâller de vardır; bizim irademize, tercihimize ve hesap kitabımıza bağlı hamlelerimiz de vardır. Yani kader de vardır irade de vardır. Hatta bilinmelidir ki, kader olmasaydı irade de olmazdı. Sabit, değiştirilemez şeyler olmasaydı irade de olmazdı.

 

Bir başka husus: Hükmetme, karar verme, yaratma, kural koyma, neticeleri tespit etme ve zamanını belirleme gibi hususların hepsi Allah Teala’ya ait olduğu için Kur’an sık sık “İyilik de kötülük de Allah’tandır.”, “Her şeyi yaratan Allah’tır.”, “Allah dilediğini cennete dilediğini cehenneme koyar.”, “Allah dilediğine zenginlik verir dilediğinin rızkını daraltır.” mealinde ayetlerle mevzuyu sürekli Allah Teala’ya bağlar. 

 

Bunun da iki nedeni vardır:

 

Birincisi: Allah Teala’nın büyüklüğü, nazarların hep O'nda olması, kalplerin hep O'na yönelik olması, sadece O'nun bilinmesi, görünmesi, tanınması, istenmesi nedeniyledir. “Yalnız Biri iste; başkaları istenmeye değmiyor. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor. Biri talep et; başkaları lâyık değiller. Biri gör; başkaları her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar. Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir. Biri söyle; Ona ait olmayan sözler malayani sayılabilir.”

 

İkincisi: Kâinatta kurallar, kanunlar vardır ve bunlar insanın keyfine tâbi değildir. Kilo vermenin kuralları olduğu gibi iffetli olmanın da kuralları vardır. Mühendis olmanın kuralları olduğu gibi ilim öğrenmenin de kuralları, bazı gerekleri vardır. Salih bir insan olmanın kuralları olduğu gibi cennete gitmenin de kuralları vardır. Bunların hiçbirisi sırf istemekle, öyle birisi olmayı hayal etmekle gerçekleşecek şeyler değildir. İlgili kurallara uyulursa sonuç alınacak, uyulmazsa alınamayacaktır.

 

Diğer taraftan: Bir konuda iyi bir sonuç alınması için bütün şartların bir arada bulunması gerekmektedir. Verimsiz veya olumsuz sonuç yahut kötü bir netice tek bir hata veya küçük bir şartın yokluğu ile de ortaya çıkabilmektedir. Örneğin bu yazının okunması için sağlıklı bir göz, yeterli hızda bir internet bağlantısı, internet kullanmayı bilme, düzgün çalışan bir cep telefonu veya bilgisayar, bu yazıyı hazırlayanların onu siteye okunabilir bir hâlde koymaları, gerekli duyuruları yapmaları, insanları haberdar etmeleri, insanların bu yazıyı okumak için bir irade göstermeleri, okuma yazmayı bilmeleri gibi pek çok şartın uygun olması gerekir. Bu şartlardan bir tanesinin aksaması olumsuz bir sonuç doğuracaktır.

 

Bu bağlamda hayır olan şeylerde yaratma Allah Teala’ya bağlıdır. Bununla beraber Allah Teala’nın dilediği, yönlendirdiği şeyler de güzel, hayır ve hayırlı sonuçlar verecek şeyler olduğu hâlde; şer ve hata genellikle insanın belli bir alandaki belli bir kusuruna bağlı olduğu için iyiliklerin Allah Teala’dan kötülüklerin insandan olduğu vurgulanmıştır.

 

Dolayısıyla “İyiliklerin Allah’tan kötülüklerin insandan” olması ibaresi kendi bağlamı içinde doğrudur. 

 

“İyiliklerin de kötülüklerin de Allah’tan” olması da kendi bağlamı içinde doğrudur.

 

“İyiliklerin de kötülüklerin de insanın kendi yapıp ettiklerine bağlı” olması da kendi bağlamı içinde doğrudur.

 

İyiliklerin Allah’tan olması hakikati hamd ve şükrü de gerektirmektedir. Allah Teala’nın hazineleri sonsuzdur ve Allah Teala cömertler üstü cömerttir. Bizim kişisel sağlığımız, ilmimiz, gelecekteki rızkımız, sevdiğimiz insanların sağlıkları, ilimleri, mutlulukları ve rızıkları eğer bize bağlı olsaydı bu yükü çekemezdik. Elhamdülillah ki Allah’a bağlıdır.

 

Kötülüklerin insandan olması ise şu demektir: Bir konuda kimseyi suçlama! Herhangi bir şey için sebep uydurma! “Küçükken annem babam şöyle yaptığı için ben böyle oldum, yanlış zamanda doğdum, çevrem şöyle olsaydı ben de böyle olurdum.” gibi bahanelere sığınma! Sende bir irade, şuur, bir bakış açısı var ki onları hakkıyla işletince, biraz gayret edince kendini değiştirebilirsin. O zaman çalış, çabala, boş yere alemi suçlama. İyi ve güzel olanı Allah’tan iste, O'na yönel!

 

Bir şeyin var olması için birden fazla şeyin aynı anda var olması gerekmektedir. Bu hakikatin iki yönü vardır:

 

Birincisi: Örneğin herhangi bir aile içinde sorunlar çıkması çok yaygın bir durumdur. Ailede huzurun varlığı ise eşlerin birbirlerine karşı anlayışlı olmaları ile karı ve kocanın her birinin kişisel durumlarına da bağlıdır. Her birinin kendi kişisel becerisi, bilgi ve zekâ düzeyi, eşinin hassasiyetlerine özen gösterme durumu, para kazanma becerisinden konuşma becerisine, iletişim kurma kabiliyetine kadar pek çok kişisel durum aile huzurunu etkilemektedir. Bu değişkenlerin her birinin aynı anda var olması durumunda aile huzuru tam olarak sağlanabilecektir. Ufak tefek sorunların üstesinden gelebilme becerisi de bu değişkenlerden birisidir. Herhangi basit bir sorunda o problemin çözülebilmesi için yukarıdaki bütün değişkenler değişik oranlarda etkili olacaktır. Herhangi bir değişkenin yokluğu durumunda şeytan iki eş arasındaki huzurun bozulması hedefine uygun bir boşluk yakalamış olacaktır ve bu boşluğu kullanacaktır. 

 

İkincisi: Herhangi hayırlı bir işin var olabilmesinin örneğin yüz tane şartının olması gerektiği gerçeğini atlayarak biz genelde o işin sonucuna, olup olmamasına bakarız. Şartlar üzerinde ayrı ayrı pek durmayız. O şartlardan 90 tanesi olup 10 tanesi olmasa hatta 99 tanesi olup 1 tanesi olmasa, o hayırlı iş de var olamasa, biz “Sonuç olmadı.” deyip geçebiliriz. Meselenin sebeplerinden veya şartlarından çok sonucuna odaklanabiliriz. Şeytan da bu durumda insanla çokça uğraşacak, onu bütün bütün yeise sevk etmek isteyecektir. Örneğin bir insanın sabah namazına kalkabilmesi için gece kaliteli bir uyku uyumuş olması, bir önceki akşam ağır yemekler yememesi, uyku sağlığıyla ilgili bir probleminin olmaması, sabah namazına kalkmak için içinde bir şevk bulunması, namazın önemine inanması, iyi çalışan bir alarm kurmuş olması gibi pek çok şart gerekebilir. Bunların sadece bir tanesinde hata olsa, örneğin alarm çalmamış olsa o insan sabah namazına kalkamayabilir. Şeytan ise bunu alıp “Sen imanı zayıf birisi olduğun için sabah namazına kalkamadın.” diyebileceği gibi “Gerekli şartların hiçbirisini yapmadığın için kalkamadın.” da diyebilir. Ancak insan o şartların her birini tekrar gözden geçirip kalkamadığı sabah namazını kaza edip, hiç yeise kapılmadan, “Ben ne biçim insanım!” gibi şikayetlere girmeden ertesi gün sabah namazı için ayrıca hazırlanmalıdır.

 

İnsan, hiçbir şekilde, hiçbir zaman, hiçbir olumsuzluk karşısında ümitsizliğe kendini salmamalıdır.


 


1 ) Şûrâ, 30

2 ) Nisa, 78

3 ) İsra, 7

4 ) Yasin, 18-19

5 ) İsra, 13

6 ) Neml, 47

7 ) İbrahim, 7

8 ) Şems, 9-10