8 dk.
11 Ocak 2026
Dindarlık Neden Her Zaman Ahlak Üretmiyor?-gorsel
Youtube Banner

Dindarlık Neden Her Zaman Ahlak Üretmiyor?

Soru: Müslümanlık neden her zaman beklenen ahlaki ilerlemeyi sağlayamıyor? Özellikle İslami yönü ön plana çıkan siyasi yapıların yönettiği ülkelerde toplumun daha ahlaklı olmalarını bekliyoruz fakat bu her durumda gözlemleyebildiğimiz bir husus değil. Sebebi ne olabilir?

 

Cevap: İlk etapta din ve dindar deyince tek bir düşüncenin ve grubun anlaşılamayacağını ifade etmemiz gerekir. Çok farklı din anlayışları, dini yaşayış biçimleri ve dine bağlılık seviyeleri bulunmaktadır. Bu hususu not düştükten sonra, sorudaki kafa karıştırıcı noktaları izah etmeye yönelik genel-geçer bazı hususlara değinebiliriz.

 

Dinin siyasi hedefler ve dünyevi çıkarlar için bir araç olarak kullanılmasının ahlak üzerinde bozucu etkileri vardır. İslam’ı öne alan siyasi grupların en önemli vaatlerinden biri ahlaki ve erdemli bir toplum inşa etme hedefidir denilebilir. Ancak ideolojik vaatler ile iktidar pratiği arasındaki derin uçurum, bu hareketlerin ciddi bir ahlaki meşruiyet kriziyle tarih boyunca karşı karşıya kaldıklarını göstermektedir. Dinin siyasi hedeflere ulaşmak için bir araç olarak kullanılmasının, beklenenin aksine toplumsal ahlakta bir ilerleme sağlamak yerine ahlaki aşınmayı tetiklediği pek çok vakada gözlemlenmiştir.

 

Siyasetin Bozucu Etkisi ve Araçsallaşma Sorunu


Siyaset, doğası gereği sonuç odaklıyken; din ise niyet ve samimiyet odaklıdır. Dinin yegâne ve nihai amacı Allah'a kulluktur.(1) Bu ilke göz ardı edilip de din; siyasi bağımsızlık, devletin bekası veya iktidarın tesisi gibi dünyevi hedefler için bir kaldıraç olarak kullanıldığında ihlastan kopulur. Böylece din, ahlaki dönüştürücü gücünü büyük ölçüde yitirir.

 

Bu yapısal çelişki sadece İslam’a özgü değildir. Siyaset ve iktidarı elde etme arzusu için kullanılan milliyetçilik veya işçi sınıfının haklarını savunma gibi ideallerin de zamanla bir araca dönüştüğü; bu hedeflerle yola çıkan siyasi oluşumların asıl gayelerinden uzaklaştıkları sıkça gözlemlenen bir husustur. Din kulluk dışı bir amaca hizmet ettiği anda özünden geriye pek bir şey kalmaz. Tüm dönüştürücü ve geliştirici gücünü de büyük oranda kaybeder. Burada kişilerin Allah’ın rızasından başka hedeflerle yapmış oldukları ibadetlerin de temel anlamından uzaklaşması ve yerine göre şirke varacak sonuçlar doğurmasıyla bir bağlantı kurulabilir. İki husus da birbirine benzemektedir.

 

Bununla birlikte dini grupların ahlaki durumunu değerlendirirken, siyasetle iç içe olan yöneticilerle gündelik hayatını yaşayan sıradan insanlar arasında net bir ayrım yapmak gerekir. Ahlaki erozyon ve yozlaşma genellikle güce ve siyasete yakınlıkla başlar. Hakiki bir ahlaki ilerleme ve tekamül dinin herhangi bir dünyevi çıkar için araç olarak değil, bizzat bir amaç olarak yaşanmasıyla mümkündür. Bağımsızlık kazanmak, devleti kurtarmak veya siyasi güç elde etmek gibi hedefler meşru dahi olsalar, din bu hedeflere ulaşmak için kullanıldığında özünü ve ahlakı dönüştürme gücünü yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

 

Bu yozlaşma yalnızca kişilerin zaafıyla değil, modern siyasetin rekabet üzerine kurulu yapısıyla da ilgilidir. Günümüzde siyaset çoğu zaman ahlaki ilkelerden ziyade kazanma ve iktidarı sürdürme baskısıyla işlemektedir. Ayakta kalmanın ölçütü doğru olanı yapmak değil de kazanmak haline geldiğinde ahlaki ilkeler, dinî veya seküler fark etmeksizin kolayca geri plana itilebilmektedir. Bu yüzden kalıcı ahlaki dönüşümü devletten önce toplumun kendi içinde; ailede, eğitimde ve sivil hayatta yeşertmek gerekir.

 

Siyasetle İlişkiye Göre Grupların Ayrışması


İslam dünyasında ve ülkemizde farklı İslami grupların ahlaki gelişim yörüngeleri arasındaki belirgin farklılıklar siyasetle kurdukları ilişkinin niteliğiyle doğrudan ilgilidir.

 

1. Doğrudan Siyasi Angajmanı Olan Gruplar: Bu tür gruplar hedeflerine ulaşmak için siyaseti temel bir araç olarak benimsemiş ve siyasi iktidar mücadelesinin merkezinde yer almışlardır. Siyasete aşırı odaklanmak dinin nihai amacı olan "Allah'a kulluk" ilkesini ikincil plana ittiği için, ahlaki tekamül adına gerekli olan manevi zemini zedeleyebilmektedir.

 

2. Manevi ve Ahlaki Gelişime Odaklanan Gruplar: Bu kategoride siyasetle daha mesafeli bir ilişki kuran yapılar bulunmaktadır. Elbette siyasetten uzak durmak tek başına kusursuz bir ahlakın garantisi değildir ancak gücün yozlaştırıcı etkisinden uzak kalmak, manevi zemini korumayı kolaylaştırır.

 

Siyasetten daha uzak duran ve manevi gelişimi önceleyen grupların tabanında olumlu ahlaki yansımalar daha belirgindir. Bu yansımalar arasında yumuşak huyluluk, şefkat ve rahmet duygularının dışa vurumu, iftira ve düşmanlık gibi zehirleyici alışkanlıklardan kaçınma sayılabilir.

 

Herhangi bir dini grup veya dindar kimliğiyle öne çıkan bir hükümdar/siyasetçi, siyasetin merkezine yaklaştıkça ahlaki zeminini kaybedip bir yozlaşma odağı haline gelebilmektedir. İslam tarihinde İmam-ı Azam, Ahmed bin Hanbel, İmam Buhari gibi büyük İslam alimlerinin, hükümdarlarla yaşadıkları gerilimler de bu bağlamda okunmalıdır. Bu alimlerin resmî görevleri reddetmek veya ilmi özerkliklerini korumak adına gösterdikleri mesafeli duruş, şahsi bir inattan değil; dinin sivil izzetini ve ahlaki bağımsızlığını koruma gayretinden kaynaklanmıştır.(2)



Bediüzzaman Said Nursi'nin siyasetten Allah'a sığınırken işaret ettiği "tarafgirlik hastalığı" da soruda geçen problemin nedenine işaret eden önemli bir husustur. Siyasetin doğurduğu körü körüne tarafgirlik, kişiye kendi tarafındaki haksızları melek, karşı taraftaki haklıları ise şeytan gibi gösterebilir. Hakikatin yerini parti taassubunun aldığı böyle bir zeminde, toplumsal ahlakın yeşermesi ciddi oranda zorlaşır.(3) Bu noktada Cenab-ı Allah'ın dinine yardım etmeyi ve toplumsal ıslahı gaye edinen kişi ve grupların siyasetten uzak kalmaları bahsi geçen taassuba düşmemeleri adına önemlidir. Buna ek olarak sıradan bir grubun bu taassuba düşmesi normal karşılanabilirken, adı İslamiyetle anılan kişi ve grupların böyle bir hataya düşmesinin yıkıcı sonuçları çok daha büyük olabilecektir.


Bu noktada kaderin cilvesi denilebilecek acı bir örnekten de bahsedilebilir: Kerbelâ, İslam tarihinin en büyük trajedilerinden biridir ve hiçbir hayırlı netice ihtimali bu acıyı küçültmez. Aradan yüzyıllar geçmesine karşın Hz. Hüseyin ve çevresindekilerin yaşadıkları inananların yüreklerinde derin bir sızı olarak yer almaya devam eder. Ancak tarihte bazen ağır musibetler, başka bir düzlemde koruyucu sonuçlar da doğurabilir. Kerbelâ sonrasında Ehl-i Beyt çizgisi cebri olarak siyasetin sert rekabetinden uzak bir maneviyat hattı üzerinden ümmeti beslemiştir. Bu da nur ile topuzun(4) birbirinden ayrılmasına vesile olmuş, böylece asla arzu edilmeyen o elim hadiseden dahi Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla bazı hayırlı neticeler ortaya çıkmıştır. (5)

 

Uzun Vadeli Etkiler: Ahlaki Dönüşümün Zorlaşması


Dinin bir araç olarak kullanılmasının en yıkıcı sonucu uzun vadede ortaya çıkmaktadır. Dini grupların siyaseti bir araç olarak kullanması kanıksandıkça dinin ahlak üreten yönü pörsümekte ve tekrar aktif edilmesi zor bir hâle evrilmektedir. Dinin araçsallaştırılması sadece geçici bir sapma değildir, aksine bu durum bireysel ve toplumsal ahlakın gelişimini kalıcı olarak engelleyen yapısal bir bozulmaya yol açar. Din siyasetin gölgesinde kaldığında, bireyin kendini dönüştürme potansiyeli de zayıflamaktadır.

 

Sonuç olarak siyasal İslam'ın ahlaki vaatlerini gerçekleştirmedeki yapısal başarısızlığı tesadüfi veya konjonktürel değildir. Bu başarısızlık dinin özü, amacı ve nihai gayesi hakkındaki temel bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Din siyasi bir proje hâline getirildiğinde, hem toplumun ahlakını yükseltememekte hem de kendi ahlaki dönüştürücü gücünü yitirmektedir. Elbette ahlaki gelişimin sağlanamamasında hukuk, eğitim ve kurumsal yapıların eksikliği gibi hususlar da önemli bir paya sahiptir ancak dinin araçsallaştırılması, bu kurumların inşası için gerekli olan etik zemini de tahrip etmektedir.

 

Dipnotlar


1-) Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zâriyât Suresi, 51:56)

2-) İslam tarihinde ulemanın devlet otoritesine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi ve "Mihne" süreci hakkında sitemizdeki şu yazıya bakılabilir: Kur'an Mahluk mudur?

3-)  Bediüzzaman Said Nursi, siyasi tarafgirliğin insafı nasıl kaldırdığını şu çarpıcı örnekle izah eder: "Şeytan gibi birisi, eğer onun fikrine yardım etse 'melektir' der, rahmet okutur. Ve melek gibi birisi, eğer onun fikrine muhalif ise 'şeytandır' der, lânet eder." (Bkz. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, İkinci Mebhas).

4-) Bediüzzaman Said Nursi, siyasetin ve tebliğin bir arada niçin zor bulunacağını "Nur ve Topuz" metaforuyla açıklar. (Bkz. Lem'alar, 16. Lem'a)

5-) Hz. Hüseyin’in kıyamı ve Ehl-i Beyt’in siyasetten el çekip manevi irşada yönelmesindeki hikmetler üzerine detaylı analizimiz için bkz: Hz. Hüseyin ve Tarihe Düşülen Muhalefet Şerhi