Soru: Kadının aklının ve dininin eksik olduğu yönündeki hadisle ilgili cevabınızı okudum. Acaba orada anlatmak istediğiniz şey şu örneğe mi benziyor: Diyelim ki bir evde, sözü geçen, saygı duyulan, bilge bir amca var. Yanına gelen evin erkeklerine, “Siz çok tembelsiniz. Hem tembellik yapıyorsunuz hem de eşinize kötü davranıyorsunuz. Kendinize çeki düzen verin.” diyor. Yani bu, dünya üzerindeki tüm erkeklere söylenmiş bir söz değil; o an orada bulunan kişilere hitaptır. Dolayısıyla “Bütün erkekler tembeldir.” anlamı çıkarılmaz. Bu hadisin anlamının da buna benzer olduğunu mu söylüyorsunuz?
Not: Bu konu daha evvel Kurantime Araştırma Ekibi tarafından müstakilen ele alınmamıştı. Farklı bir meselenin izah edilmeye çalışıldığı bir makalede kısaca bu konuya da değinilmişti. İlgili makaleye bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.
Cevap: Hayır, ifade etmek istediğimiz mana bu değildi. Konunun zihinlerde daha net oturabilmesi için meseleyi adım adım ele alalım:
Birincisi: Bir lafzın manası her zaman akla gelen ilk anlamıyla anlaşılmaz. Anlaşılsa bu bir yanlış anlama olur. Örneğin Bediüzzaman hazretleri bir yerde “İnsan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmamalı.”1 der. Buradan hareketle Allah Teala’nın bir başkası tarafından vazifelendirildiği şeklinde bir mana çıkarılmaz.
Benzer şekilde Alvarlı Efe Hazretleri(2) meşhur şiirinde,
“Âşık der inci tenden,
İncinme incitenden,
Kemalde noksan imiş,
İncinen incitenden” der.
Buradan da incinen kişinin her yönüyle inciten kişiden daha kötü olduğu sonucu çıkarılamaz.
Başka bir örnekle devam edelim. Araplarda “Annesi kaybedesice, annesi evlatsız kalasıca.”(3) şeklinde deyimler vardır ve bazı hadislerde de bu deyim kullanılmıştır. Ancak bu bir deyimdir, deyimden sonraki ifadeyi güçlendirmek için kullanılmaktadır ve hakikatte kişinin annesinin evladını kaybetmesi istenilmemektedir.
İkincisi: Çok kabiliyetli ve başarılı bir cerrahı bile kendi çocuğunun ameliyatına genellikle almazlar. Ne kadar adil olursa olsun bir hâkim de yakınlarının davasına bakamaz. Zira insan söz konusu mesele ne kadar önemliyse çoğu zaman o kadar duygusallaşır ve bunun etkisiyle makul kararlar vermekten uzaklaşabilir.
1 Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, 17. Lema, On Üçüncü Nota
2 Asıl adı Muhammed Lütfi olan, Erzurum'un Alvar köyünde yaşamış, 20. yüzyılın önemli mutasavvıf ve şairlerindendir (1868-1956). Şiirlerinde Efe veya Alvarlı Efe Hazretleri mahlasını kullanmıştır.
3 Arapçada ‘ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ’ (sekiletke ümmük) şeklinde ifade edilen bu deyim bir beddua olmayıp şaşkınlık, kınama veya ifadenin önemini vurgulamak amacıyla kullanılan bir tabirdir.
4 Bediüzzaman Said Nursi, Muhakemat, s. 107
5 Farsça bir terkip olup ‘her nefeste uyanık/şuurlu olmak’ anlamına gelir. Nakşibendî tarikatının on bir temel esasından birincisidir ve kişinin her an Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle hareket etmesini ifade eder.
6 Latince "kişiye karşı" anlamına gelen bu mantık hatası, bir argümanı içeriğiyle eleştirmek yerine argümanı sunanın kişiliğine, niyetine veya özelliklerine saldırma yanılgısıdır.
7 Bir iddianın doğruluğunu, o iddiayı ortaya atan kişinin veya kaynağın otoritesine dayanarak kanıtlamaya çalışma mantık safsatası. Bir kişinin alanında uzman olması her söylediğinin mutlak doğru olduğu anlamına gelmez.
8 el-Mâide, 5/44.
9 Arapça kökenli bir terim olup, bir sözün veya metnin kendisinden önce gelen (siyak) ve sonra gelen (sibak) kısımlarını, yani genel bağlamını ifade eder.
10 İslam'ın ilk dönemlerinde ortaya çıkan, siyasi ve itikadî bir fırka. Radikal tutumlarıyla bilinirler.
11 el-Mâide, 5/51.
12 el-Mümtehine, 60/8.
13 el-Mâide, 5/5.
14 Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat, s. 26 (Yeni Asya Neşriyat). Bediüzzaman bu sözüyle, Kur’an’ın Ehl-i Kitap ile evliliğe izin vermesinin, onlarla mutlak bir düşmanlığın hedeflenmediğinin sosyal bir delili olduğunu ifade eder.


