


Hadis İnkarcılığının Neden ve Sonuçları | Hadislerin Güvenilirliği | 3. Kısım
Hadis Rivayetlerine Güven
Hadis rivayetlerine genel anlamda güvenebiliriz. Ancak bu konuda gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta vardır. Ne yazık ki, bazıları bu meseleyi yüzeysel bir şekilde ele almakta ve derinliğine inmeksizin geçiştirmektedir.
Bunu daha iyi kavrayabilmek için tarihsel bir örnek üzerinden düşünelim. Kültigin veya Tonyukuk hakkında nasıl bilgi sahibi olduğumuzu hatırlayalım. Elimizde yalnızca birkaç dikili taş ve yazıt bulunsa da, asıl bilgiler Çin kaynaklarındaki arşivlerden gelmektedir. Burada önemli olan nokta şudur: Bu bilgileri, Çinlilerin kendi tarihlerinden aktarılanlarla sınırlı olduğunu bilerek yorumluyoruz.
Benzer bir durumu Peygamber Efendimiz’in (sas) sözleri için düşünelim. Efendimiz’in (sas) ne zaman, hangi bağlamda bir söz söylediği ya da söylemediğine dair bilgimiz, bütünüyle rivayetlere dayanmaktadır. Bir ayetin hangi olaydan sonra nazil olduğu veya bir olayın hangi zaman diliminde gerçekleştiği gibi detayları da yine bu rivayetlerden öğreniyoruz.
Öte yandan, o dönemin dilini anlamak da son derece önemlidir. Arap şiirinde ve günlük konuşmalarda kelimelerin nasıl kullanıldığını bilmeden, rivayetlerin tam anlamıyla kavranması mümkün değildir. İşte bu iki sebepten dolayı, o döneme ait rivayetleri dikkate almak bir zorunluluktur. Tekrar vurgulamak gerekirse, bu rivayetler olmadan ne Kur’an’ı derinlemesine anlamak ne de Efendimiz’in (sas) hayatına ve mesajlarına vakıf olmak mümkündür.
Efendimiz’in (sas) ahkâm, ahlâk, ibadet ve ahiret konularındaki sözleri, senet zinciriyle bize ulaşmıştır. Tarihsel kayıtlarda genellikle bir kişinin ne zaman, nereye gittiğini veya hangi olayın ne zaman yaşandığını bulabiliriz. Ancak hadis ilmindeki senetler, bundan çok daha sağlam ve titizdir.
Örneğin, Bedir Savaşı’nı ele alalım. Efendimiz’in (sas) bu savaşa katıldığı kesin bir gerçektir. Yaklaşık 300 Müslüman ve 900 müşrikten oluşan iki ordu karşı karşıya gelmiştir. Katılımcı sayılarında ufak tefek ihtilaflar olabilir ancak Bedir Savaşı’nın gerçekleştiği gerçeği tartışılmazdır.
Öyleyse Efendimiz’in (sas), Bedir ashabını Müslümanların en faziletlileri arasında saydığı ve Cebrail’in (as) de Bedir Savaşı’na katılan meleklerin en hayırlıları olduğunu bildirdiği hadisi (1) kategorik olarak reddedip, aynı zamanda Bedir Savaşı’nın yaşandığını kabul eden bir kişi kendi içinde çelişkiye düşmektedir.
Burada akıllara şu soru gelebilir: “İnsanların bazı ahkâm hadislerini uydurmak için bir sebepleri olabilir ama diğer rivayetleri uydurmaya gerek yoktur.” Bu görüş, eksik bir bakış açısını yansıtır. İnsanlar, dini hükümler dışında da kendi düşünce, inanış ve çıkarlarına uygun rivayetler uydurmaya meyillidir. Evliya menkıbelerinde de bu durum açıkça görülmektedir.
Günlük yaşamdan bir örnek vermek gerekirse, Türkiye’deki bazı şehir isimlerinin kökeniyle ilgili pek çok efsane ortaya atılmıştır. Mesela, Konya’nın adının kaynağı için şöyle bir hikâye anlatılır: Horasan’dan Anadolu’ya gelen iki evliya, şehrin bağ ve bahçelerle dolu yeşilliklerine hayran kalır; biri “Buraya konalım mı?” derken, diğeri “Kon ya!” diye karşılık verir. Bu nedenle şehrin adının Konya olarak kaldığı anlatılır. Benzer şekilde, “Anadolu” isminin, su sağlayan yaşlı bir kadına bardaklarını uzatan ve “Ana! Dolu!” diyen Türk askerlerinden kaynaklandığına dair bir efsane bulunmaktadır. Halbuki, Konya “İkonia” kelimesinden, Anadolu ise “Anatolia” kelimesinden türemiş olup, bu kökenler Yunanca veya Rumcaya dayanmaktadır. İnsanlar, “Bilmiyoruz!” demek yerine böyle hikayeler uydurmayı tercih ederler.
Aynı durum tarihsel olaylar için de geçerlidir. İnsanlar, inançları ve çıkarları doğrultusunda tarihsel olayları ve rivayetleri istedikleri yönde çarpıtabilirler.
Peygamber Efendimiz’in (sas) dönemine baktığımızda, o dönemi belgeleyen yazılı kaynakların oldukça sınırlı olduğunu görürüz. Tıpkı eski Türklerin tarihini öğrenmede Çinlilerin kayıtlarına veya taş yazıtlarına başvurulması gibi, Efendimiz’in (sas) yaşadığı döneme ait elimizde çok az yazılı materyal bulunmaktadır. Zira o dönemde yazılı kültür değil, sözlü kültür hakimdi. Siyer bilgilerini tamamen bağımsız yazılı kaynaklara dayandırmak mümkün değildir, şart da değildir. Bu nedenle, siyere dair bilgilerimiz büyük ölçüde rivayetlere dayanmaktadır.
Ahkâma dair hadisleri reddedip siyerle ilgili rivayetleri kabul etmek bir çelişkidir. Siyer bilgileri de rivayetler yoluyla bize ulaşmıştır. Örneğin, “Bir zat vardı, yaklaşık 10-15 yıl Mekke’de yaşamış, ardından 10 yıl kadar Medine’de yaşamıştı.” diyorsanız, aslında bir siyer rivayetini ya da tarihsel bir rivayeti kullanıyorsunuz demektir.
Haşr Suresi’nde yer alan ayeti ele alalım:
“O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacağını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını düşünmüştü. Fakat Allah’ın emri onlara beklenmedik bir şekilde geldi. O, yüreklerine korku saldı; öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.” (2)
Eğer bu ayette kastedilen grubun Beni Nadir Yahudileri olduğunu ileri sürüyorsanız, yine hadis veya siyer rivayetlerini kullanıyorsunuz demektir.
Benzer şekilde, ilk nazil olan ayetlerin Alak Suresi’nin ilk beş ayeti olduğuna dair söylem de bir rivayete dayanır. Hatta “Mekke dönemine ait kısa surelerin belirli bir üslubu ve çarpıcılığı vardır; bu sureler Mekke’de, diğerleri Medine’de inmiştir.” diyorsanız, yine hadis rivayetlerine başvurmuş olursunuz.
Sonuç olarak, “Ben hadisleri tamamen reddediyorum.” diyen ve hadislerle diğer rivayetleri kategorik olarak reddeden bir kişinin İslam hakkında konuşacak hemen hiçbir temeli kalmaz. Bu, mantıksal olarak açık bir gerçektir. Ancak dini konularda görüş bildiren bazı kişiler, bu gerçeği görmezden gelerek “Neden bu böyle? Niye öyle olsun?” gibi sübjektif ve temelsiz iddialarda bulunurlar.
Hadis İnkarcılığının Nedenleri ve Sonuçları
Hadisleri ya da genel anlamda rivayetleri tamamen reddetmek çoğunlukla genel eğitim eksikliği, mantığın temel ilkelerini anlamama, yetersiz anlayış düzeyi gibi nedenlere dayanır. Bu da birçok insanın yanlış anlamalara ve eksik yorumlara kapılmasına neden olmaktadır. Bazı şeyleri bilmemek, onlar üzerine yeterince araştırma yapmadan çıkarımlarda bulunmak veya mantığın temel ilkelerini gözetmemek, bu eksikliklerin ortaya çıkışını daha da belirgin hâle getirmektedir.
Kendini “Kur'an Müslümanı" olarak tanımlayan bazı kimseler, farkında olmadan Efendimiz'in (sas) ahlakını överken veya Kur'an'daki bir ayetin iniş sebebini açıklarken hadislerden yararlanırlar. Bu durum, insanların ellerindeki rivayetlerden bazılarını seçerek kendi görüşlerini desteklemek için kullandıklarını gösterir. Kimisi bu seçimi Kur’an’ı içinde bulunduğumuz çağa göre yorumlama gayretiyle yaparken, kimisi de geleneksel yaklaşımların doğruluğunu ispatlamak için yapabilir.
Örneğin, bazıları kadınlarla veya savaşla ilgili rivayetleri ele alırken, “Efendimiz böyle bir şey yapmazdı.” diyebilirler. Ancak böyle bir yaklaşım, rivayetlerin kendi fikirlerine katkı sağlayacak biçimde kullanılmasından başka bir şey değildir. Aynı şekilde “Efendimiz (sas) toprak üzerinde namaz kılmamıştı, orada hasır olsa gerek.” gibi ifadelerle yapılan yorumlar, kişinin kendi zihninde oluşturduğu Peygamber portresini gerçek kılmak için uğraşması olarak değerlendirilebilir.
Peygamber Efendimiz’in (sas) dönemine dair elimizde başka bir bilgi kaynağı olmadığı için hadisleri tamamen reddeden bir kişinin din hakkında konuşması mümkün değildir. “Sadece Kur'an metnine dayanıyorum.” diyen bir kişi, Kur'an’daki ayetlerin iniş sebeplerini açıklamaya çalışırken bile ister istemez hadis ve siyer bilgisine ihtiyaç duyar.
Burada elbette ki eldeki bütün hadis rivayetlerinin doğru olduğunu iddia etmiyoruz. Hadislerin sahih olanları ve olmayanları vardır. Bunu da daha önce “Hadisleri Ayıklamak” başlıklı yazımızda ifade etmiştik. Dileyenler o yazımızı buradan inceleyebilirler.
Evet, söz konusu kaçınılmazlık nedeniyle, hadisleri tamamen reddedenler bile farkında olmadan bazı hadislerden bir şeyler seçip kullanmak zorunda kalırlar. Bunun yanı sıra, bazı insanlar belirli hadisleri veya ahkâmı beğenmeyip, “Bunları kabul edemem.” derken bile aslında hadisler içinden bir seçim yapmış olmaktadırlar. Tıpkı onlar gibi hadis uleması da seçim yapmıştır. Ancak burada yöntem önemlidir. Bazıları eksik ve yanlış yöntemlerle seçim yaparken, bazıları daha doğru ve bilimsel yöntemlerle hadisleri değerlendirmiştir. Özetle, İslam’ı anlamak isteyen herkes hadis rivayetlerine başvurmak zorundadır.
Gelecek yazıda bir örnek olarak namaz vakitlerinin ve rekât sayılarının Kur’an’dan çıkarılıp çıkarılamayacağı ile bu bilgilerimizin kaynağının hadisler olup olmadığı tartışılacaktır.
1-) Buhari, Megazi, 11
2-) Haşr, 2